Powered by free wordpress themes

kayseri escort samsun escort bodrum escort ankara escort ankara escort eskişehir escort porno izle izmir escort antalya escort ankara escort ankara escort ankara escort istanbul escort
Anasayfa / Biyoloji / İnsanlar Evrimi Neden Kabul Etmez?

Powered by free wordpress themes

İnsanlar Evrimi Neden Kabul Etmez?

Özet: Bu yazı Evrim ile ilgili bilimsel bilgiler içermez. Evrim’i anlatmaz. Toplumda insanların Evrim’i neden kabul etmediği ya da etmek istemediği ile ilgili bir analiz yapar. Bu yazıda Freud ve Hegel’e selam veren, onlar ile ilişkilendirilmiş bölümler vardır.

***************************************

Yazının Tamamı

Merhaba sayın okuyucular. Bu yazıda bahsedeceğim şeyleri bazıları zaten önceden de fark etmiş olabilir. Ama ben yine de faydalı olmak ve bir şekilde insanlara bir bilinç kazandırmak için yazmak istedim. Hiç düşündünüz mü insanların evrimi neden kabul etmediğini? Ya da homofobinin neyden kaynaklandığını? Bana göre ikisinin de nedeni aynıdır.
Evrim, bilim tarafından ispatlanmıştır. Yani bir kişi ”evrim yoktur” ya da ”ben evrime inanmıyorum” dediğinde, inanmadığı şeye karşı kendisine sunulan bilimsel gözlemleri, deneyleri, bulguları nasıl reddetmektedir?
Bunun üzerinde düşünürken, birden farkına vardım ki, bunun sebebi tek bir şeye bağlı olmayabilir.
Bana göre bunun 4 sebebi vardır:

1-Kişinin aileden veya çevresinden etkilenmesi.
2-Kişinin inandığı dini inancın, kişinin reddettiği düşünceye karşı çıkması.
3-Eğitim
4-Toplum

Birinci sebepte söylediğim gibi, kişi ailesinden birini örnek alıyor, ailesinden birinin düşüncelerini benimsiyor ya da çevresindeki kişilerin düşüncelerini benimsiyor olabilir. Çocuklar anne ve babalarının düşüncelerini, inançlarını sorgusuz sualsiz doğru kabul ettiği içindir bu. Bu eylem insanın doğasında vardır. Kendisi düşünmek yerine, ona sunulanı benimser ve benimsediği anda karşıt düşüncelere karşı yıkılmaz bir duvar örer kendi kafasında. Bu eylem insanların kolayına kaçar. Zira düşünmenin ve sorgulamanın süreçleri vardır ve bazı insanlar bunu yapmak istemeyip zaten hazırda olanı seçer.

İkinci sebepte belirttiğim şey ise kişinin dini inancı karşıt düşünceye karşı çıkıyorsa kişi de hemen ona karşı çıkacaktır. Çünkü o kişi inandığı dininde ona söylenilenleri sorgusuz sualsiz kabul eder. Dinini bu denli sarsılmaz bir şekilde kabul ettiği için, dininin karşı çıktığı düşünceyi de aynı sarsılmazlıkla kabul etmeyecektir.
Ve bu kişilerle inanmadığı, reddettiği düşünceler hakkında tartışmaya girildiğinde ise karşı çıktığı düşünceleri mantıksal yollarla değil, dini inancını o düşünceye karşı çıktığını söyleyerek ya da çevresinden ve ailesinden böyle gördüğünü söylerek o düşünceyi kendince redddetmeye kalkar. Mantıksal çözümlemelerle, karşı çıktığı düşünceyi anlamaya çalışıp o düşüncede bir hata bulduğu için değil. Yani kişilerin o düşünceyi reddetmelerinin nedenleri tamamen kalıplardan ibarettir ve bu sebepler tartışmada karşı çıktıları düşünceyi neden karşı çıktıklarını anlatmaları için birer gözlem, veri, bulgu ya da mantıksal bir çözümleme değildir.

Üçüncüsü ise bahsettiğim gibi eğitim-öğretim. Bir insan çevresinden ya da ailesinden karşı çıktığı düşünceye karşı eğitim-öğretim çağına gelene kadar hiçbir şey duymamış olsa bile eğitim-öğretim hayatında gördüğünü kabul edecektir. Çünkü eğitim-öğretim kişilerin tam, verileni sorgulamadığı, ona öğretileni doğru kabul ettiği bir dönemdir. Bu dönemde kişi eğer karşı çıktığı düşünce ile ilgili bir kalıp oluşturmuşsa kafasında, onu yıkması çok zordur.

Dördüncüsü de diğer üçü gibi çok etkilidir. Tabii ki de bir düşüncenin toplum genelinde kabul edilmiş ya da reddedilmiş olması kişiyi etkiler. Sürü psikolojisidir bana göre bu. Çoğunluk neyi benimsiyor, neyi seçiyorsa kişi derhal ona yönelecektir.
2+2=5 ifadesinin 2+2=4’e karşı daha fazla savunulduğu bir toplumda kişi her ne kadar doğru olmasa bile toplumun çoğu birinci ifadeyi savunduğu için yine o ifadeyi bensimeye meğillidir. Ve toplumda diğer üç sebep gibi kişide çok güçlü, yıkılmaz kalıplar oluşturur.
Ve ben her zaman diyalektiği savunur ve kullanırım. Bir düşünce, teori ya da ideoloji karşısında her iki düşünceyi de okur buna göre bir sonuca varırım. Tez-ntitez = sentez mantığıdır bu. Yani diyalektik. Kişiler eğer bahsettiğim sebeplerden biri, birden fazlası ya da tümünden etkilenmişse genellikle diyaklektiği de çöpe atarlar. Karşı çıktıkları ideolojiyi, teoriyi savunan düşünceleri kendi düşünceleri ile karşılaştırıp, ölçüp, değerlendirip sonuca varmak yerine direkt karşıt düşünceyi savunan düşünceleri çöpe atarlar. İşte bu kalıplar bu kadar sağlamdır.

Bu insanlar ile kendimi düşündüğümde, benim de ailemin evrime ve eşcinselliğe karşı çıktığını gördüm. Ben de evrimin öğretilmediği bir eğitim-öğretim sisteminde okuyup, ben de homofobik insanların içinde büyüdüm. Ben de ailemin düşüncelerini dinleyerek büyüdüm. Fakat ben neden o insanlar gibi olmadım? Yetişme tarzlarımız aynıydı, evrime ve eşcinselliğe karşı çıkan ebeveyenlerimizin düşünceleriyle büyüdük. Peki ben ya da bizler neden aynı kişiler olmadık, olamadık?
İşte ben bunu Freud ile ilişkilendiriyorum. Freud’un İd-Ego-Süperego kuramı ile.
İd-Ego-Süperego’yu açıklamak uzun olacağı için, eğer ne olduğunu bilmiyorsanız okuyup, öğrendikten sonra yazıya devam etmenizi öneririm (açıklama buradadır). Bunu İd-Ego-Süperego ile ilişkilendirmenin sebebi ise kişi ile karşıt düşüncenin arasında tıpkı İd ve Süperego gibi bir benzerlik görmemdir. Bahsettiğim dört sebep tıpkı İd gibi işler. Bu sebepler insanların kolayına kaçıyor ve bu sebepler insanın doğasında var dememin sebebi de buydu aslında. Kişi düşünsel sürecin başlarında tıpkı İd gibi tazedir ve bu düşünmenin ilk aşamasında kendisine sunulan şeyleri alır, Süperego’nun gerçekliğini göz ardı eder ve İd’ten süzülen şeylerin Süperego’nun süzgecinden geçmesine izin vermez. Yani kişinin henüz düşünsel sürecin ilk başında bensimsediği düşünceler Süperego’da olduğu gibi mantık eleğinden geçmez ve benimsenen düşünceler kişinin kafasına aynı İd’in işlediği gibi işler. Tıpkı İd’in barındırdığı varoluştan kaynaklanan arzular, istekler ve ihtiyaçlar gibi. İd’i burada bahsettiğim sebeplerle, Süperego’yu ise bilimsellik, mantıksallık ve gerçeklik ile bağdaştırıp bahsettiğim sebeplerin, kişilerin kafalarındaki oluşumları ve yer edinişlerini bu şekilde ele aldım. Bahsettiğim sebepler kişilerin düşünsel sürecinin ilk başlarında kişilere etkisi olduğu için İd ile bu anlamda bir benzerliği vardır. Bu şekilde düşünmeniz eğer anlam veremediyseniz, anlam vermenize yardımcı olacaktır. Aynı İd’in saflığıyla, sanki o sebepler varoluştan kaynaklanan arzular, istekler, ihtiyaçlarmış gibi kişi o sebepleri yıkılmaz bir hale getirir. Bazı kişiler bunu o kadar da yıkılmaz bir hale getirmezler. Bu yüzden bazı kişiler karşı çıktığı düşünceleri benimseyebilirler. Kendileri düşündüğünde ya da herhangi bir tartışmada ya da okuduğu bir yazıda karşı çıktığı düşünceyi savunan bilimsel veriler, bulgular, gözlemler gördüğünde bu veriler, bulgular, gözlemler kişiyi o kalıplaşmış sebeplerden uzaklaştırıp düşünmeye, sorgulamaya, anlamaya iter. Bazı insanlar bu şekilde karşı çıktıkları düşünceyi benimseyebilirler. Ama bazıları ise öyle yıkılmaz ve sarsılmaz hale getirmiştir ki karşısında ne denli bir kanıt olursa olsun o düşünceye yine karşı çıkar.

Ve bence tartışmalarda bağırmak, küfür etmek, karşı tarafın ne söylediğini dinlememek ya da dinlemek istememek yerine savunduğumuz şeyleri mantıksal yollardan savunmalı ve anlatmalıyız. Şiddet bunun çözümü değildir. Bir insan, bir insanı öldürmek istiyorsa ve ne din ne de kanunlar ona caydırıcı gelmiyor, gözünü korkutmuyor, o kişiyi o eylemini yapmaktan vazgeçirmiyorsa biz de böyle sert kalıplar koymak yerine, mantıksal açıklamalarla, bilimsel verilerle konuşmalı, göstermeli, anlatmalıyız. Kişiyi yanlış bir şeye yapmaya karşı sert cezalarla karşılaşacağını göstermek yerine kişiye bu yanlışları neden ”yanlış” olarak nitelendirdiğimizi ve neden ona bu yanlışları yapmaması gerektiği konusunda kişiyi bilinçlendirmeliyiz. Eğer kişi kendi kafasında çözümleyemiyor, idrak edemiyorsa onu ne din ne de kanun durdurabilir. Ama kişiler bu yanlışları anlasa da, bu yanlışları yapabiliyor. İşte o zaman bu işin çözümünü psikolojiye bırakıyoruz. Aslında çoğunlukla Evrim ile ilgili yazmak istemiştim ama verilen örnekler ve bahsedilenler birbiriyle ilişkili olup, biri diğerini anlamaya yardım ettiği için bu kadar uzun ve karmaşık oldu. Demem o ki, insanlara kızmayalım. Ben Evrim’i reddeden insanlara kızmıyorum ya da onları küçümsemiyorum, çünkü biliyorum ki bahsettiğim sebeplerden dolayı reddediyor çoğu. Benim kızdığım insanlar, Evrim’i reddedip buna karşı kendi düşüncelerini, yorumlarını söyleyen insanlar değil, bahsettiğim içinde ne bilimsellik ne de mantık bulunan kalıplarla küfredip, bağıran insanlardır. Lütfen kimse yanlış anlamasın. Eleştirinin yapıcı olanı iyidir, yıkıcı olanı değil. Bu uzun yazıyı sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür eder, saygılarımı sunarım. Umarım anlatabilmişimdir. Haydi, kalın sağlıcakla!

Hakkında tnhnkz1

İlgili Gönderi

Çift Fazlı Uzay’ın Özel Göreliliği

Özet: Bir önceki yazımda yeni bir uzay resminin gerekliliğinden bahsetmiştim, tabii ki aynı zamanda bunun olabilmesinin …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ChatClick here to chat!+
zzsdc