İNSANLIĞIN UZAYDAKİ GÖZÜ: TELESKOPLAR VE ÇALIŞMA İLKELERİ

asyademirkolx
İNSANLIĞIN UZAYDAKİ GÖZÜ: TELESKOPLAR VE ÇALIŞMA İLKELERİ

İnsanlığın kendini ve var olduğu evreni gözlemleyip anlamasında teleskopların önemi büyüktür. Teleskoplar bize bir yandan gökadaların, nebulaların, yıldızların, gezegenlerin ve bu gezegenler etrafında dönen uydular gibi nice muhteşem cisimlerin güzelliğini sunarken bir yandan da evrendeki konumumuzu anlamlandırma serüvenimizde yardımcı olur. Teleskopsuz bir dünyada, hiç şüphe yok ki, evren gibi karanlık bir yerde yolumuzu bulamaz ve tamamıyla kaybolurduk.
Bu yazıda yolumuza ışık tutup bizi ileriye taşıyan bu harika cihazların geçmişine, keşfedilme hikayelerine ve çalışma ilkelerine bakacağız. Hazırsanız başlayalım!

Teleskoplar insanlığın kainata açılan gözüdür.
KAYNAK:
TÜBİTAK

BÖLÜM 1: TELESKOBUN TARİHÇESİ

Teleskobu ilk icat eden kişi hakkındaki gerçekler şu an bir muamma. Her ne kadar akla gelen ilk isim Galileo Galilei olsa dahi durum bundan çok daha karmaşık. En baştan başlayacak olursak 1500’lü yılların sonlarında cam yapımı ve mercek öğütme teknikleri oldukça gelişmişti. Hâl böyle olunca da birinin iki merceği tutup neler yapabileceğini keşfetmesi kaçınılmaz bir durumdu.

Geçen kayıtlara göre teleskop için bir patent başvurusu yapan ilk kişi Hollandalı gözlük üreticisi Hans Lippershey idi. 1608’de Lippershey nesneleri üç kez büyütebilecek bir cihaz icat ettiğini iddia etti. Hatta bir hikayeye göre Hans, bir dükkanda iki adet lens tutan çocukların lensler aracılığıyla uzaktaki bir rüzgâr gülünü yakınlaştırmasını gördükten sonra bu buluşunu gerçekleştirmiştir. Başka bir iddiaysa çok daha farklı: Bazı kaynaklar Hans’ın bu fikri gözlük üreticisi olan Zacharias Jansen‘dan çaldığını ileri sürüyor. Ancak bilim insanları bu kanıyı destekleyecek kanıtlara sahip değil. Bu nedenle Hans Lippershey teleskobu icat eden ilk kişi olarak kabul ediliyor.

Hans Lippershey teleskobu icat eden ilk kişi olarak tarihe geçti.
KAYNAK:Wikipedia

Her ne kadar Hans teleskobu icat etse de bu icadını gökyüzündeki cisimleri incelemek için kullanmadı. Teleskobu daha çok uzakta bulunan nesneleri büyütmek için gündelik hayatta kullandığı bir cisim olarak gördü. İşte burada devreye herkesin teleskop denince aklına gelen o büyük isim giriyor: Galileo. Çünkü teleskobu gökyüzünü incelemek için ilk kez kullanan kişi bu dahi bilim insanı.

Galileo, 1609 yılında Hollandalı bir gözlük ustasının yapmış olduğu bu icadı duydu. Galileo’nun amacı gökyüzünü incelemekti ancak çıplak gözle yapabildikleri sınırlı ve yetersizdi. Bu yüzden o da “Nasıl daha iyisi olabilir?” sorusu üzerine düşünmeye başladı ve daha iyisini yaptı. Hatta bu buluşu adına o kadar heyecanlı ve gururluydu ki fikirlerini kağıda döküp kayınbiraderi Landucci’ye bir mektup yazdı:

…İki ay önce Flanders’teki birinin Nassaulu Kont Maurice’e uzaktaki cisimleri yakınmış gibi gösteren bir camı sunduğunu ve böylece iki mil uzaktaki bir adamın bile rahatlıkla görülebildiğini söyleyen haberleri duymuşsundur. Bu bana o kadar muhteşem geldi ki üstünde düşünmeye başladım. Perspektif Teorisi ile ilgili bir temelim olduğundan bu icadın nasıl yapılabileceğini bulmak için işe koyuldum. Sonunda buldum. Hatta o kadar başarılı oldum ki benim yaptığım Hollandalı’nın teleskobundan çok daha üstün oldu. Bu başarım Venedik’e haber oldu ve bir hafta önce Majesteleri’nin ve senatonun tüm üyelerinin tarifi imkansız şaşkınlıkları içinde bu buluşu gösterdim. En yaşlıları da dahil olmak üzere birçok beyefendi ve senatör, denizin açıklıklarından limanın ağzına doğru yol alan gemileri izlemek için Venedik’in en yüksek çan kulelerine birçok kez tırmandılar ve gemileri rahatlıkla gördüler. Eğer benim buluşum olmasaydı o gemiler iki saat sonra ancak görülebilirdi. Bu aletin yarattığı etki, elli mil uzaklıktaki bir nesneyi sanki beş mil uzaklıktaymış gibi gösteriyor.

Batlamyus’tan Kopernik’e Büyük Gökbilimciler-Robert S. Ball

Görüldüğü üzere Galileo’nun teleskobunun muhteşem nitelikleri pek çok insanı derinden etkilemişti. Bu teleskop 20 kez büyütebilme özelliğine sahipti. Galileo teleskop ile yaptığı gözlemlerle

  • Ay’ın dağlarını ve kraterlerini,
  • Samanyolu Gökadasını,
  • Satürn’ün halkalarını,
  • Güneş lekelerini ve
  • Jüpiter’in dört uydusunu gözlemleyip büyük buluşlara imza attı.
Galileo’nun çizdiği Ay resimleri
KAYNAK: NASA

Galileo, buluşu sayesinde astronomi alanında yeni bir çağ başlatırken Avrupa’daki diğer bilim insanları da bu akıma kendini kaptırdı. Özellikle iki bilim insanı teleskop konusunda Galileo kadar çığır açıcı keşifler yapmakla meşguldü. Bu bilim insanları Kepler ve Newton idi.

Kepler optiği incelemiş ve iki dışbükey mercekli bir teleskop tasarlamıştı.

Kepler aynı zamanda göz bebeğinden geçen ışınların nasıl kırıldıklarını açıklayan ilk kişiydi.
KAYNAK: BBVA OpenMind

Newton ise beyaz ışığın aslında gök kuşağı renklerinin hepsini barındırdığını keşfetti ve çok geçmeden bu keşfinin teleskobun yapımında kullanılan ilkelerle önemli bir ilişki içerisinde olduğunu gördü. O dönemde teleskobu gökyüzüne bakmak için kullananlar, uzunca bir süredir tüm farklı ışınların aynı odağa iletilmesini engelleyen kusurdan şikayetçiydi. Çoğu kişi bu kusurun mercekten kaynaklandığını ve eğer merceğe mükemmel derece şekil verilebilirse bu sorunun ortadan kalkacağını iddia ediyordu. Ancak her bilim insanının sahip olduğu gibi, Newton, sorgulayıcı bir zihne sahipti ve bunun doğru olmadığını gayet iyi biliyordu.

Newton, ışığın varsayıldığı kadar yalın olmadığını göstermişti ve mercek ne kadar dikkatli şekillendirilirse şekillendirilsin tek bir mercek kullanılan teleskobun memnun edici olmasının imkansız olduğunun da farkındaydı. Bu yüzden pek çok deney ve gözlem yaparak sonunda şöyle bir sonuca vardı: Işığın kırılması ışığın rengiyle ilişkiliydi. Ancak ışığın yansıma kuralları renkten bağımsızdı. Işınlar hangi renk olursa olsun ayna aracılığıyla eksiksiz bir biçimde yansıtılıyordu. Buna dayanarak Newton anladı ki kırılma yerine yansımaya dayanan bir teleskop üretebilirse şimdiye dek aracın gelişiminde var olan engel ortadan kalkabilirdi.

Böylece içbükey bir ayna tasarladı. Aynanın yüzeyine neredeyse parlak gümüş bir yüzey görünümü veren bakır ve kalay karışımını kullandı.

Newton’ın 1668 yılında kullandığı yansıtmalı teleskobu
KAYNAK: art.com

BÖLÜM 2 : TELESKOP NEDİR VE NASIL ÇALIŞIR?

Teleskop kelimesi Yunanca’da Tele (uzak) ve Skopein (bakmak) kelimelerinden türemiştir. Peki binlerce keşif yapmamızı sağlayan bu büyüleyici sistem tam olarak nedir?

En basit anlamıyla teleskop, gök cisimlerinden gelen ışınımı bir noktada odaklayan ve bu cisimlerin daha parlak ve daha büyük gözükmesini sağlayan sistemdir. Teleskoplar genel olarak 4 tipte incelenebilir:

  • Optik Teleskoplar
  • Radyo Teleskopları
  • X-Işın Teleskopları
  • Kızıl Ötesi Teleskoplar

Belirtmekte yarar var: Teleskoplar elektromanyetik tayfın çalıştığı bölgeye göre adlandırılırlar. Mesela X-Işın teleskobu X-Işın bölgesinde çalıştığı için bu şekilde isimlendirilir.

Işık ışınlarının frekanslarına ya da dalga boylarına göre sıralanmasıyla ışık tayfı elde edilir.
KAYNAK: Vikipedi

Bir teleskobun temel olarak iki amacı vardır: Cismi olabildiğince yakın göstermek ve daha fazla ışık toplayarak çıplak gözle göremeyeceğimiz gök cisimlerini görünür kılmak. Her ne kadar bir teleskoptan beklenen şey yakınlaştırma olsa da burada en önemli şey ışığı olabildiğince toplamasıdır. Bunun sebebi yakınlaştırma yaptıkça görüntü kalitesinin ciddi oranda düşmesidir. Yani özetlemek gerekirse: Bütün teleskopların asıl işlevi ışık toplamaktır.

Bir astrofotoğrafçının rengarenk ve detaylı bir Orion Nebulası veya Jüpiter fotoğrafı  çekmesi saatlerini hatta bazen bütün gecesini alır. 
KAYNAK:Kozmik Anafor

Şimdi teleskopların nasıl çalıştığını en çok kullanılan ve belki de en çok bilinen teleskop türü olan optik teleskoplar üzerinden anlatalım: Öncelikle teleskopların ışığı toplayan yüzeyine “açıklık” adı verilir. Bir teleskobun açıklığı, merceğin ya da aynanın çapına karşılık gelir ve genellikle inch birimi kullanılır.

Önemli olan bir detay vardır: Teleskobun açıklığının değeri ne kadar büyükse teleskop o kadar fazla ışık toplar.
KAYNAK: Sevilay Çalı

Asıl meseleye gelelim: Teleskobun açıklığından giren bu ışık, teleskobun türüne bağlı olarak farklı optik elemanlar ile karşılaşır. Daha sonra ayna veya mercek ile karşılaşan bu ışık demeti, yolundan saptırılarak ya da yansıtılarak karşılaştıkları optik elemanının odak noktasına yönlendirilir. Temel olarak teleskopların çalışma ilkelerini bu şekilde özetlememiz mümkün. Şimdiyse teleskop türlerine göz atalım.

1) OPTİK TELESKOPLAR

Optik teleskoplar kendi içerisinde 3 temel tipte incelenebilir: Mercekli (Refraktör), Aynalı (Reflektör) ve Katadioptrik.

İlk olarak mercekli teleskoplardan başlayalım. Basitçe açıklamak gerekirse mercekli teleskopların objektifleri mercekten oluşur. Işık mercekten geçerken kırılır ve belirli bir noktada toplanıp odaklanır.

Mercekli teleskobun çalışma ilkesi
KAYNAK: Science How Stuff Works

Günümüzde çoğu kişi astronomiye olan ilgisiyle beraber gözlem yapmak için ilk olarak mercekli bir teleskop satın alır ancak belirtmek gerekir ki mercekli teleskopların büyük bir dezavantajı var: Renk sapıncı. Işığın farklı dalga boylarında farklı kırınımlara uğraması sonucu renk sapınçları meydana gelir. Bunun sonucunda görüntüde tatsız renklenmeler belirir ve kalite düşer.

Renk sapıncına uğramış bir Ay fotoğrafı
KAYNAK: Rasyonalist.org

Ancak bu dezavantaj tamamıyla çözülemez değildir. Çünkü bu tür kusurları düzeltmek için akromatik denilen bir yapı kullanılmakta. Akromatik kelimesi sözlükte “beyaz ışığı ayrıştırmadan geçiren” olarak yer alır ve bu yapı teleskopta bulunan iki mercekle problemi ortadan kaldırır.

Aynalı teleskoplarda ise (Newton Tipi olarak da bilinir) ışık aynadan yansır ve ikinci aynaya çarpar. Böylece görüntü meydana gelir. Her ne kadar anlatımı basit olsa da aslında aynalı teleskopların çalışma ilkesi mercekli teleskoplardan çok daha karmaşıktır. Aynalı teleskopların avantajı renk sapıncının olmamasıdır. Ay ve gezegen gözlemleri için gayet uygun olan bu teleskop türü oldukça hassastır. Bu sebeple de fazla bakım gerektirir.

Aynalı teleskopların nasıl çalıştığını gösteren gösterim
KAYNAK: Telescope Scene

Optik teleskop türlerinin son türü olan katadioptrik teleskopları hem mercekli hem de aynalı teleskobun bir karışımı olarak düşünebilirsiniz. Bu teleskoplarda ışık ince bir düzeltici mercekten geçer. Daha sonra küresel çukur bir aynaya çarparak tekrar geri yansır. Yansıyan bu ışınlar birinci aynanın göbeğindeki delikten geçerek göz merceğinde odaklanırlar. Katadioptrik teleskopların amacı, aynalı ve mercekli teleskopların avantajlarını bir araya toplamak ve dezavantajları yok ederek en iyi verimi sağlamaktır. Yani bu bakımdan baktığımızda katadioptrik teleskoplar tüm teleskoplar içinde en iyi olandır.

2) X-IŞIN TELESKOPLARI

X-ışınları kısaca yüksek enerji biçimleri olarak tanımlanabilir. Bu ışınlar kısa dalga boyunda fotonlar (Foton=Elektromanyetik dalgaların toplam enerjisini meydana getiren enerji parçacıkları) tarafından taşınır. Diğer bir deyişle, X-ışınları aşırı sıcak nesnelerin saldığı elektromanyetik ışımadır. 20. yüzyılın başında astronomlar uzayın Güneş’ten gelen X-ışınlarıyla dolup taşması gerektiğini anladı. Önemli olan ayrıntı ise bu X-ışınlarının Güneş’in içinde etkili olan süreçlerle ilgili pek çok değerli bilgiyi taşımasıydı. Ancak uzaydaki X-ışınlarını incelemek kolay değildi. Çünkü bu ışınlar yüksek enerjili olmasına rağmen kolay soğurulur. Bu nedenle de Dünya atmosferindeki su buharları bu ışınların yüzeye ulaşmasını etkili bir biçimde engeller. Bu iyi bir şeydir çünkü X-ışınları canlı hücrelerde ciddi hasara ve değişinime sebep olur. Bilim insanları, uzaydaki cisimlerden gelen X-ışınlarını incelemek için uzaya roket ve uydular aracılığıyla algıç göndermeleri gerektiğini biliyorlardı. Bu nedenle 1960 yılında X-ışını astronomisindeki katkılarıyla tanınan Nobel ödüllü Riccardo Giacconi önderliğinde bir roket fırlatıldı.

Riccardo Giacconi X-ışınları aracılığıyla evrenin yapısını açıklarken.
KAYNAK: The New York Times

Bu alet o tarihe kadar uçan aletlerden yüz kat daha hassastı. Bilim insanlarının beklentileri oldukça fazlaydı ve açıkça belirtmeliyim ki bu beklentiler hiç de boşa çıkmadı. Çünkü roket kamerasını uzaya çevirdiğinde X-ışını arka planı (her yönden gelen dağınık bir sinyal) ve gökadanın merkezi yönünde güçlü bir ışıma doruğu saptadı. Bu keşif, bilim insanları için büyük bir sürpriz oldu çünkü bu sinyallerin kaynağı ışıktan bin kat daha fazla X-ışını saçmaktaydı.

Yapılan araştırmalar sonucu bu kaynak Scorpius X-1 olarak adlandırıldı.
X-ışını astronomisinde en önemli adımsa takvimler 1999 yılını gösterdiğinde atıldı. X-ışını arka planını daha fazla araştırmak isteyen Giacconi, gelişmiş bir teleskop yapmayı önerdi. Böylece Chandra X-ışını Gözlemevi kuruldu. Ancak daha önce belirttiğim üzere X-ışınlarını yeryüzünden incelemek bir hayli zor olduğu için bu teleskop NASA’nın TS-93 göreviyle fırlattığı bir uydu ve yörüngede görevini yapmakta.

Chandra şu ana kadar yapılmış en güçlü X-ışını teleskobu. 10 yıldan fazla bir süredir en yüksek enerjili nesneler olan çarpışan gökadaları, kara delikleri, nötron yıldızlarını ve süpernovaları inceliyor. Bugüne kadar toplamda 100.000’den fazla X-ışını kaynağını keşfettiğimizi biliyoruz. Bu sebeple Chandra’nın insanlığın derin uzayı öğrenme yolculuğunda önemli bir yer kapladığını söylersek yanılmış olmayız.

Chandra’nın öne çıkan teknikleri arasında süper-kütleli bir kara delikten gelen ses dalgalarını saptamak da vardır.
KAYNAK: Vikipedi

3) RADYO TELESKOPLAR

Radyo teleskoplar, aslında günlük hayatta kullandığımız radyolarla hemen hemen aynı işlevi gören ve evrenin büyük bir bölümünü keşfetmemizde yardımcı olan mükemmel cihazlardır. Bu teleskoplarla, tabiri caizse, uzayı dinleriz. Astronomide bu cihazların yeri ayrıdır çünkü radyo teleskopları sayesinde uzayın karanlığında ‘göremediğimiz’ şeyleri gözlemleme/dinleme şansını yakalarız. Yazının ilk başlarında anlattığım gibi insan gözü elektromanyetik tayftaki her ışını göremez ve görebildiği alanlar da oldukça sınırlıdır. Radyo teleskopları, bu göremediğimiz kısımlardaki sinyal dalgalarını yakalar ve insanoğlu için görünür kılar. Peki bunu nasıl yapar?

Aslına bakarsanız radyo teleskoplarının çalışma ilkesi optik teleskoplara benzer. Aradaki tek fark şudur: Aynalı teleskoplar görünür bölge ışığını toplayıp odaklarken radyo teleskopları radyo frekansındaki ışınımı toplayıp odaklar. Aynı zamanda radyo teleskopları gelen dalgaları inceleyebilmek için elektronik devrelere ihtiyaç duyarken optik teleskoplarda bu elektronik devre yerine göz ve bilgisayar vardır. Radyo bölgesi optik bölgeden yaklaşık bir milyon kat daha fazla bir alanı kapsar. Bu da radyo gözlemlerinin evreni anlama yolunda ne kadar çok şey kattığını ve katacak olduğunu gösterir.

Şimdi asıl soruyla gelelim: Nasıl oldu da ortaya radyo astronomi diye bir şey çıktı? Bu sorunun cevabı Bell Laboratuvarı’ndaki küçük bir keşfe ve meraka dayanıyor.

1927 yılında Bell Laboratuvarı‘ndaki ilk kıtalar arası telsiz-telefon bağlantısı kurulduğunda kalite oldukça düşüktü ve bunun sebebi bilinmiyordu. Bu yüzden bu sorunu çözmesi için telefon mühendisi olan Karl Jansky görevlendirildi. Karl ilk olarak bu cızırtıların frekanstan kaynaklandığını düşündü. Ancak yapılan frekans ayarlamalarından sonra sorunun bu nedenden kaynaklanmadığı anlaşıldı. İkinci bir tahminse kötü hava koşulları ve şimşekti. Ama havalar düzelince cızırtının hala varlığını koruduğu gözlemlendi. Karl Jansky bu sorun üzerinde haftalarca çalıştı ve sonunda cızırtının kaynağını buldu: Radyo dalgaları Samanyolu’nun kalbindeki Yay takımyıldızından geliyordu. Radyo dalgaları tıpkı görünür bir ışık gibi uzaydan ‘parıldıyordu’. Böylece evreni keşfetme yolculuğunda koskoca bir kapı açılmış oldu.

Jansky, çalışmalarını yürütmek için genişliği 30 ve yüksekliği 6 metre olan yöneltmeli bir radyo anteni yaptı.
KAYNAK: Big Ear

1946 yılındaysa interferomerti denilen teknik keşfedildi. Bu teknik, birden fazla radyo teleskobunun birbirine bağlanarak bir dizi oluşturmasını ve bu şekilde teleskopların gücünün önemli bir derece artırılmasını kapsıyor. Bu şekilde toplanan sinyal artırılırken aynı zamanda çözünürlük de daha iyi hale geliyor. Eminim ki bu yöntem size oldukça tanıdık gelmiştir çünkü tam da 10 Nisan 2019 yılında bu yöntem kullanılarak bir kara deliğin ilk kez fotoğrafı çekilmişti.

İnterferomerti yöntemiyle Dünya üzerindeki 8 teleskop birbirine bağlandı. Böylece ilk kara delik fotoğrafı oluşturulmuş oldu.
KAYNAK: Science News

Hiç şüphesiz ki radyo teleskobu denilince akla ilk olarak gelen isimlerin başında ALMA geliyor. ALMA ( The Atacama Large Millimeter) yapımı 18 yıl süren bir teleskop. 13 Mart 2013 yılında faaliyete geçen ALMA, Şili’nin kuzeyinde Atacama Çölü’nde yüksek bir yaylada kuruldu.

ALMA teleskobu 66 adet 12 metre ve 7 metre çaplarında radyo teleskoplar ile evrendeki milimetre ve milimetre altı ölçü dalga boylarını araştırıyor. ALMA’nın 66 çanaktan oluşması ona “girişimölçer” özelliğini katıyor. Bu özellik ALMA’nın 14 km’lik dev bir çanağın elde edebileceği açısal çözünürlüğe sahip olmasını da sağlıyor. Uluslararası bir ortaklık ürünü olan ALMA, şu ana kadar yapılmış en kaliteli ve en muazzam insanlık ürünü ve evrene dair bilmediklerimizin çoğunu ortaya çıkarmakta kararlı.

ALMA Ay yüzeyindeki 10 cm genişliğinde cisimleri bile rahatlıkla inceleyebilecek kapasitede.
KAYNAK: ESA

4) KIZIL ÖTESİ TELESKOPLAR

Kızılötesi (KÖ veya Infrared) sözlükte “ışık tayfında kırmızı alanın ötesindeki alanda yayılmış ısı ışınlarından oluşan, gözle görülmeyen ışınım” olarak geçer. William Herchel tarafından keşfedilen KÖ ışın, ısıtma yoluyla olur ve teknoloji gibi birçok alanda kullanılır. Ancak tahmin ettiğiniz üzere KÖ ışınımın yararları en çok astronomi alanında insanların yol almasını sağlamıştır. Pek çok uzay ajansı, uzaya gönderdikleri teleskoplarını KÖ algıçlarıyla donatır ve böylece tarımdan bitki örtüsüne, bitki örtüsünden Dünya’daki iklim değişikliklerine kadar çoğu alanda keşiflere imza atarlar.

Astronomide yakın, orta ve uzak KÖ olmak üzere üç tür KÖ vardır. Eğer yakın ve orta bir KÖalgıcı ile uzaya bakarsanız yıldızlararası toz bulutlarının içini rahatlıkla görebilirsiniz.

2003 yılında NASA tarafından uzaya bir teleskop fırlatıldı. Spitzer Uzay Teleskobu; yakın, orta ve uzak KÖ ışınlara duyarlı olmak üzere geliştirildi ve 3-180 mikron (bir metrenin milyonda biri) dalga boyları arasında yayılan KÖ ışığın tayfını tespit etmekle görevlendirildi. 0,85 metre çapında bir teleskoba ve soğutulmuş olarak bulunan üç bilimsel aygıta sahip olan bu olağanüstü sistem, 2005 yılında uzak yıldızların yörüngesindeki iki ötegezegenden gelen ışığı doğrudan keşfeden ilk teleskop unvanına sahip.

Yıldız doğum bölgelerine optik teleskoplar ile baktığınızda yalnızca yıldız ışığıyla hatları belirginleşmiş karanlık bir sütun görürken KÖ teleskop toz bulutlarından içeri girer ve yıldız embriyolarını, yeni doğmuş yıldızları, gözler önüne serer.

Spitzer aynı zamanda evrendeki en eski yıldızlardan gelmesi muhtemel olan bir ışık yakalamış ve yine güneş dışı bir gezegenin meteoroloji haritasını ortaya çıkarmıştır.
KAYNAK: NASA

Görüldüğü üzere teleskoplarla birlikte evrendeki yolculuğumuzda harika şeyler keşfediyor ve keşfetmenin bu inanılmaz hazzını derinden yaşayarak daha çok keşfetmek istiyoruz. Henüz çok küçük bir yol aldık. Ancak elimizdeki teleskoplara ve onların çalışma ilkelerindeki mükemmeliyete bakarak bu uzun yolda daha pek çok akıl almaz bulgularla karşılaşacağımız kesin.

Keşfetmekten ve merak etmekten asla yorulmamanız dileğiyle. Bilimle kalın!

KAYNAKÇA

https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/2439/mod_resource/content/1/Hafta04_Teleskoplar.pdf

http://sozluk.gov.tr/

https://www.eso.org/public/turkey/teles-instr/alma/

www.kozmikanafor.com/teleskop-ile-baktığınızda

https://rasyonalist.org/yazi/teleskoplar-genel-bilgiler

http://www.astronomi.net.tr/astronomi/1042/teleskop-nedir-ne-ise-yarar.aspx

http://www.astromed.com.tr/2074/AMATOR_ASTRONOMI/Teleskop_Nasil_calisir?

NASA

Astronomi Kitabı (sf.214-217)

Büyük Gökbilimciler (sf.56-60)

Yazan: Asya Demirkol
Düzenleyen: Sefa Alaz Güney

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
3 kullanıcı tepki verdi
Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri öğrencisi olan, kendini bildi bileli uzaya çıkmak isteyen, kısacası uzay manyağı bir astronom adayı. Şu an hayallerinin peşinde ve her zaman da öyle olacak.
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
 
Evrim Düşüncesinin Tarihi
  • 3 KASIM 2019
  • 123 görüntülenme
 
CERN Jüpiter’in Benzetimini Yapıyor
  • 8 EYLÜL 2019
  • 174 görüntülenme
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.