İklim Değişikliğiyle Mücadele Etmek İçin Nükleer Enerji Seçeneğine İhtiyacımız Var Mı?

Burak Çankaya
İklim Değişikliğiyle Mücadele Etmek İçin Nükleer Enerji Seçeneğine İhtiyacımız Var Mı?

Gelecek? Massachusetts’te, nükleer enerji tarihtir.

Geçtiğimiz bahar, Massachusetts’in son nükleer enerji santrali olan Pilgrim Nükleer Santrali yaklaşık 50 yıllık çalışmasından sonra kapatıldı. Eskiyen santralin onarılması çok pahalıydı ve daha ucuz olan doğal gaza karşı rekabet edemedi.

Vatandaş grubu Pilgrim Watch’ın kurucusu Mary Lampert gibi nükleer enerji karşıtları “iyi kurtuluş” diyor. Pilgrim, bir zamanlar ülkenin en kötü nükleer santralini düzenleyiciler tarafından güvensiz, güvenilmez olarak derecelendirilen güce ihtiyacımız olmadığını söyledi.

“Bundan elimizde çokça var” diyor Lampert ve ekliyor “Nükleer enerji miladını doldurdu, farklı bir elektrik ekonomisine geçiş yapıyoruz.” Lampert haklı. New England’da çok fazla nükleer gücümüz var ama iklim değişikliği açısından doğru bir tercih değil. New England’ın elektriğinin yarısı doğal gaz çevrim santrallerinden geliyor ve sadece 18 yıl içinde 3 kat artış gösterdi. Dünyanın önde gelen bilim insanları küresel bir iklim felaketini önlemeksizin yüzyılın ortasına kadar dünya ekonomisini “karbonsuzlaştırmamız” gerektiğini söylüyor. Daha fazla yenilebilir enerji kaynakları devreye alınıyor ama güneş ve rüzgar aşama aşama devreye alınacak ve bu geçiş zaman alacak.

Radyoaktif atık, bitki güvenliği ve maliyet gibi tüm bu sorunlar için Pilgrim Massachusetts’te şimdiye kadarki en az karbon salınımlı elektriği üretti. Bu güneş, rüzgar ve hidroelektrik birleşiminden de daha az salınıma sahipti.

Tartışmalı, Pahalı ve Karbon Salınımsız

Pilgrim Nükleer santralinin kapatılması ulusal eğilimin bir parçası olduğunu ve bunun bir sorun olduğunu söylüyor endişeli bilim insanları başkanı Ken Kimmel. Grup tarafından 2018 yılında yapılan bir çalışmada, ülkenin geriye kalan 97 nükleer santralinin üçte birinin mali sıkıntı içinde olduğunu veya zamanından önce kapatılmasının planlandığını ortaya koyuldu.

Kimmel, “Bu bizim karbonsuz gücümüzün çok fazlası” diyor. “Eğer güvenli bir şekilde işletilen bu santrallerin ekonomik sebeplerden dolayı kapatılmasına izin verirsek ve bu santraller doğalgaz çevrim santralleri ile değiştirilirse, bu, elektrik sektörümüzün karbonsuzlaştırılmasını çok daha fazla zor hale getirir.”

Amerika Birleşik Devletleri nükleer enerjiden diğer ülkelerden çok daha fazla elektrik üretiyor. Ülkenin toplam elektriğinin 20%’si nükleer enerjiden geliyor, bu da karbon salınımı yapmayan elektrik üretim yöntemimizin yaklaşık yarısını temsil ediyor.

Kimmel, “Karbonsuz alternatifler olmadan güvenli bir şekilde çalışan nükleer santralleri kaybetmeyi göze alamayacağımızı söylüyor. Fakat mali açıdan sonucu nükleer santralleri kurtarmak daha maliyetli. Reaktör operatörleri geçtiğimiz günlerde beş eyaletteki santralleri kapatmakla tehdit ettiklerinde vergi mükellefleri onları kefaletle serbest bıraktılar. Maliyetleri 15 milyar doların üzerinde olabilir.”

“Reaktörlerden ikisi Connecticut’taki Millstone Nükleer Enerji istasyonundaydı. Connecticut’ın ihtiyacı olan gücün %98’ini karbon salınımsız bir şekilde üretiyorlar. Eğer Millstone nükleer santrali kapansaydı, New England’da sadece bir reaktör çalışmaya devam edecekti: New Hampshire’deki Seabrook Nükleer santrali.

Seabrook Nükleer Santrali’nin uzun ve tartışmalı tarihi, site içinde 2 reaktörün önerildiği 1970’lere dayanıyor. Ancak 2. reaktörün maliyet tahminleri yükselince muhalifler santralin yapımına karşı mücadelede ettiler.

Göstericiler 1977’de Seabrook Nükleer Enerji santralinin ön kapısına doğru yürüyor.

Mahkemedeki mücadelenin lideri korunma hukuku vakfının eski başkanı ve yönetim kurulu başkanı Douglas Foy fabrikanın gerçekten saçma bir şekilde pahalı olduğu gerekçesiyle fabrikanın peşine düştük diyor. Sonunda bu davayı kazandık ve şirket nükleer santrali inşa etmeye çalışırken iflas etti.

Tek başına Seabrook reaktörü hala New England’daki en büyük enerji üretim birimidir. Karbon salınımsız çalışması, yaklaşık 700.000 aracın sebep olduğu salınıma bedeldir. Ve bugün bu santrali kapatmaya çalışmak yerine, Foy Seabrook’un sağlıklı bir şekilde ve çalışır durumda kalması gerektiğini söylüyor.

Foy “1980’lerin başında iklim değişikliği kimsenin radarında değildi” diyor. “Biz etkileri ve riskleri hakkında daha fazla bilgi edindiğimiz gibi, ‘Nükleer enerjinin geleceği nedir?’ sorularını da içeren tüm kartların masada olması gerektiğini ve tartışılması gerektiğini düşünüyorum.”

Ümit Edilen Gelecek?

1980’lerde nükleer enerjinin geleceği hızla büyüyordu. Dünya çapında her 17 günde bir; bir reaktör devreye girdi. Ama son çeyrek yüzyılda ABD’de bir yeni nükleer enerji santrali lisansı aldı, yani devreye alındı. Nükleer teknoloji çok tartışmalı ve inşaat yapımı çok pahalı.

Georgia eyaletinde 2 yeni reaktörün inşaatının maliyeti 14milyar dolardan 28 milyar dolara fırladı ve planlanan inşaat programının gerisindeler.

Bu 2014 fotoğrafı, Waynesboro, Ga’daki Plant Vogtle santralinde nükleer bir reaktörün yapımını göstermektedir. (AP Photo/John Bazemore, File)

Massachusetts Kamu Hizmetleri bölümü eski başkanı Paul Hibbard, bunun, güvenip bel başlayabileceğimiz bir enerji geleceği olmadığını söylüyor.

Bence şu anda yatırımcılar arasında yeni nükleer santrallere yatırım yapmaya direnenler var çünkü alternatifle kıyaslandığında ekonomik değil.

Hibbard, şimdi Boston merkezli analiz grubu, küresel bir ekonomik danışmanlık firması ile rüzgar ve güneş enerjisinden elektrik üretiminin günümüzde çoğu yerde nükleer enerjiden ucuz olduğunu söylüyor.

Nükleer santrallerin yapımı ve işletmesinin temel ekonomisi değişene kadar, hali hazırda bulunan nükleer varlıkları güvenli bir şekilde işletmek ve bakımlarını yapmaktan başka pek bir şey görmüyorum diyor.

Fakat herkes aynı fikirde değil. MIT’nin Gelişmiş Nükleer Enerji Sistemleri merkezi başkanı Jacopo Buongiorno, iklimi değişen dünyada nükleer santraller inşa etmemeyi göze alamayacağımızı söylüyor.

‘Nükleer enerji hala enerji üretiminde büyük rol oynamak zorunda ve bunun nedeni nükleer enerjiyi çıkardığımız zaman enerji üretiminde elimizde ne kalır?’ diye soruyor. Buongiorno nükleer enerjinin geleceği üzerine kampüsü çapında yeni bir çalışmaya öncülük etti.

Analizlerimiz, ekonomimizi karbonsuzlaştırmaya yönelik en etkili ve açıkçası en düşük maliyetli yolun nükleer enerjiyi içerdiğini gösteriyor. Yenilenebilir enerjiler değil. Güneşin ne zaman çıkacağını veya rüzgarın ne zaman eseceğini kontrol edemezsiniz. Büyük ölçekli pil depolaması fiyatları önemli ölçüde düşüyor olsa da , hala pahalı.

MIT profesörü Buongiorno, karbonsuz bir gelecek istiyorsak bunu körükleyecek şeyin yeni nükleer santraller olduğunu savunuyor. Kaleye mümkün olduğunca çok şut atabilirsin diyor; kendinizi tek bir yola bağlamak istemesiniz ve bu durumda bağıl olan kaynaklar yenilenebilir enerji ve depolama olacaktır. Çünkü bu yolda bir başarısızlık olursa alternatif bir çözümünüz olamaz.

Buongiorno ve diğerleri, yeni nesil nükleer enerji santralleri için gelişmiş tasarımları göz önünde bulundurarak yıllarını harcadılar, buna güç gerektiğinde bölgelere kaydırılabilen küçük modüler reaktörler de dahil. İklimi değişen dünyada nükleer opsiyonu yeniden düşünmenin bir parçası.


Haberin Aslı: https://amp.wbur.org/earthwhile/2019/09/17/nuclear-power-future-history-controversy

Çeviren: Burak Çankaya

Düzenleyen: Ümit Sözbilir

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
2 kullanıcı tepki verdi
BilimTreni sitesinde ve Gelecekbilimde Kanalında Kurucu/Yönetici. https://www.linkedin.com/in/burakcankaya/
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.