Powered by free wordpress themes

kayseri escort samsun escort bodrum escort ankara escort ankara escort eskişehir escort porno izle izmir escort antalya escort ankara escort ankara escort ankara escort istanbul escort
Anasayfa / Psikoloji / Akıl Hastalıklarından Muzdarip Olan Ünlü Sanatçılar (bölüm 2)

Powered by free wordpress themes

Akıl Hastalıklarından Muzdarip Olan Ünlü Sanatçılar (bölüm 2)

Louis Wain (1860-1939)

  

Muhtemelen kedi formlarında uzmanlaşmış en ünlü sanatçı olarak bilinir. Louis Wain,yaptığı antropomorfik kedi eserlerinde üretkendi ancak şizofreni onun hayatında yıkımlar meydana getirerek sevdiklerine karşı sanrılar geliştirmiştir; güvensizlik ve düşmanlık zamanla Wain’in hayatını paramparça etmişti.

Not:bunların hepsi eşi öldükten sonra cereyan etmiştir.

Nicolas de Stael (1914-1955)

1933’ten 1935’e kadar bisikletle Fransa,İspanya ve İtalya’yı dolaştı ardından Fas ve Cezayir’e gitti ve orada desen çizmeye, doğadan esinlenerek resim yapmaya başladı. 1938’de Paris’e yerleşti, savaş başlayınca da yabancılar lejyonuna katıldı, Stael çok büyük maddi sıkıntılar içerisindeydi.

1944-1946 yıllarını, sanatçı arayış ve kararsızlık içinde geçirdi ve birçok yoksunlukta karşı karşıya kaldığı hüzünlü yıllar oldu. Bu süre içerisinde çok az sergi açtı ve bunlarla pek ilgi toplayamadı, bunların yanı sıra arkadaşı Jeannier’in hastalığı ve ölümü sanatçı için büyük bir darbe oldu. Bir sanat eleştirmeni toplantısının ardından, de Stael yaşanan daha bir çok olayın da etkisiyle, depresyona karşı olan savaşını kaybedip dairesinin on birinci  katından atlayarak intihar etmiştir.

Richard Dadd (1817-1886)

İngiliz sanatçı Richard Dadd, kendisinin son derece doğaüstü yüklü sahneleri ile ünlenmiştir. Dadd’ın ilk kaydedilen psikotik atağı Nil nehrinde, bir teknede iken ”çılgınca” kıvranmaya başlamasıyla olmuştur. Kendisinin eski mısır tanrısı Osiris tarafından zihinsel olarak rehin alındığına inanmıştır. İngiltere’ye döndükten sonra, babasının şeytan olduğunu ve onun ebeveynlerini ölümüne kadar bıçakladığına inanmıştır. Onun ünlü başyapıtlarından oluşturulan bir psikiyatri hastanesinde tedavi görmüştür. Dadd’in büyük olasılıkla şizofreniye genetik olarak eğimli olduğu düşünülmektedir.

Mark Rothko (1903-1970)

Mark Rothko’nun çalışmaları, klasik Yunan anlatıları ve Friedrich Nietsche felsefesine kadar kapsamlı olmasıyla  New York’ta soyutçu sahneye büyük önem taşıyordu. Ancak çok erkenden depresyon ile yaşamaya başladı. Bu, irade yıkıcı haddeye gelmişti, resimlerini soyut bir şekilde ifade etmekle beraber farklı renklerde, kesin dış çizgileri olmayan dikdörtgenimsi biçimler yerleştirmiştir. Daha sonra bu biçimler giderek büyümüş, ana dikdörtgeni doldurmaya başlamıştır. Rothko’nun parlak ve ışıltılı renkleri son döneminde yerini donuk tonlara bırakmıştır.

Edvard Munch (1863-1944)

Modern yabancılaşma Munch’un ikonik resimleri içinde en ünlü olanı ”Çığlık”tır. Avant-garde’nin gerçek beylerinden biri olarak hatırlanır. Ancak büyüdükçe, Munch giderek ”deliliğin” onun yanında olduğunu hissediyordu. Hastalığı kalıtsal olabilirdi, bu verilere kesinlik ifadesi koyulamazdı. Munch, ölümün kapısını çaldığını hissediyor ve düşünüyordu, korkunç kabuslar görüyordu. Munch’un anksiyetesi ve halüsinasyonları yoğun hale gelince, haliyle bu eserlerine de yansıdı. Psikiyatrik tedaviden bir süre sonra belirtileri dağılmaya başlamış ve eserleri eski formunu geri kazanmaya başlamıştır.

Paul Gauguin (1848-1903)

 

Vincent Van Gogh’un iyi bir arkadaşı olan Paul Gauguin, resim,heykel,seramik,baskı ve daha fazla medya üzerinden çalışan başarılı bir sanatçıdır. Gauguin, yanı sıra sembolizm gelişiminde ve post-empresyonist hareketin de gelişiminde rol oynamıştır.Ancak bir süre sonra intihar girişiminde bulunan Fransız sanatçı,aynı zamanda zayıflatıcı depresyon ilaçları almış ve şiddetli nöbetler geçirmiştir.

 

Çeviri ve Düzenleme: Doğa D.

Kaynaklar:

Brainz.org

www.filozof.net

www.nkfu.com

Hakkında Doğa D.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir