Aşı Karşıtlığına Küçük Bir Giriş

umayranausta
Aşı Karşıtlığına Küçük Bir Giriş

Vaccine (aşı)” kelimesi; düşük hastalandırıcılık özelliğine sahip bir poxvirus olan ve çiçek hastalığından korunmada kullanılmış olan “Vaccinia virüs”ten türetilmiştir.

Aşı İçeriği ve Otizm

Aşılarla ilgili risk algısı bağlamında Avrupa Birliği ülkelerinde yayınlanan 145 makalenin sistematik analizinin yapıldığı bir çalışmada, aşılamayla ilgili toplumdaki en büyük endişenin aşı güvenliğine dair olduğu ve sıklıkla aşıların risklerinin yararlarına ağır bastığına dair bir kanaate yol açtığı görülmüştür. Bu bağlamda endişelerin başında, aşıların otizme yol açıp açmadığı gelmektedir. Andrew Wakefield’in 1998 yılında Lancet’te yayınlanan ve süt çocukluğu döneminde verilen KKK aşısı ile otizm arasında ilişki olduğunu öne süren çalışma, KKK aşılamasıyla ilgili ebeveyn davranışlarında değişimlere ve sağlık sunucularına güvenin azalmasına neden olmuş, 1997 yılında neredeyse %95’e ulaşan İskoçya’daki aşılama oranı, bu yayın etkisi ile 2001 yılında %87’ye gerilemiş, Wakefield’in yayını geri çekilmiş ve aşılamanın eski oranlara ulaşması 2012’nin sonlarını bulmuştur. Aşı ve otizm ilişkisine dair iddia edilen hipotezlerden biri KKK aşılarının kombine edilmesinin barsak duvarına zarar vererek ensefalopatik proteinlerin kana geçişini sağladığı ve otizme neden olduğu; bir diğeri ise bazı aşılarda koruyucu olarak kullanılan etil-cıva içeren tiomerosalın merkezi sinir sistemine toksik olduğu şeklinde olmuştur.

Araştırmacıların değişik ülkelerde gerçekleştirdikleri “KKK aşısı otizme yol açar mı?” sorusuna cevap aradıkları ekolojik çalışmaların hiçbirinde otizm vakalarındaki artış ile KKK aşılaması arasında hiç bir ilişki bulunmamıştır. Danimarka’da 1991-1998 yılları arasında dünyaya gelen 537.303 çocuğun aşılanma durumu ve otizm tanısının incelendiği retrospektif çalışmada KKK aşısı yaptıran ve yaptırmayanlarda otizm için görece risk açısından hiçbir fark gözlenmemiştir. Otistik çocuklarda aşılanma zamanı ile otizm gelişimi arasında bir ilişki de saptanmamıştır. Aşı-otizm ilişkisine dair çok tartışılan bir konu ise aşı içeriğindeki cıva içeren bir bileşik olan thiomersalın (ya da thiomerosal) otizme neden olabileceğine dair endişeler olmuştur.

Thiomersal (sodyum etil-civa tiyosalisilat), organik bir cıva bileşiğidir. 1930’lu yıllardan beri çoklu-doz aşıların içerisine eklenerek, enjektöre defalarca aşı çekilmesi yoluyla veya aşının üretimi sırasında oluşabilecek bakteri ve mantar kontaminasyonunu önlemek amacıyla koruyucu olarak kullanılmaktadır. On binde birlik (%0.01’lik) konsantrasyonda olan thiomersal geniş bir patojen spektrumuyla oluşabilecek kontaminasyonu önleyecek bir kapasitededir. Ağırlığının yarısı etil-cıva olan bu bileşik KKK gibi canlı aşılarda bulunmamaktadır. Koruyucu olarak %0.01’lik thiomersal içeren bir aşının 0.5mL’sinde 25 μg cıva bulunmaktadır. FDA 1997 yılında tüm gıda ve ilaçlardaki cıva bileşimini saptama ve ölçümünü zorunlu kılmıştır. İki yıl sonra FDA çocukların hayatlarının ilk altı ayında 187,5 µg’a kadar cıva alabileceğini belirlemiştir. Buna rağmen 1999 yılında Amerikan Pediatri Akademisi (AAP) ve Halk Sağlığı Servisi küçük bebeklere yapılan tüm aşılardan cıva içeriğinin ivedilikle uzaklaştırılmasını önermiştir. Böylece cıva karşıtı grupların doğuşu ve artması da hızlanmıştır. Hâlbuki otizmin belirti ve bulguları cıva etkileşimi/zehirlenmesinden net bir şekilde farklılık göstermektedir.

CDC’nin desteklediği İtalya’da yapılan bir çalışmada ise hayatının ilk yılında biri thiomersal diğeri ise 2-phenoxy etanol içeren iki Difteri-Tetanoz-Aselüler Boğmaca (DTaP) aşısı vurulan çocuklar, 10 yıl sonra nöropsikolojik performans açısından değerlendirilmiş ve aşılardaki thiomersalın zararlı olmadığı sonucuna varılmıştır. CDC, yürüttüğü ya da dahil olduğu pek çok çalışmalara dayanarak thiomersalin bir toksin değil, sadece aşılarda kontaminasyonu önleyen bir koruyucu olduğunu açıklamıştır.

Aşılama Otoimmün Hastalıklara mı Sebep Oluyor?

Aşıların otoimmün hastalıklara neden olup olmadığı da spekülatif bir konu olmuştur. Otoimmün hastalıkların aşılanma sonucu harekete geçebileceği hakkındaki bulgular, ABD’de domuz gribi salgınındaki Guillain-Barré Sendromu (GBS) vakalarına kadar dayanmaktadır. Bu vakalarda ilgili aşının uygulandığı hastalarda yüz binde bir GBS yaşanmasına rağmen bu oranın, aslında aşılanmadan önceki orandan çok daha düşük olduğunu bulunmuştur. Buna benzer olarak kızamık-kızamıkçık-kabakulak (KKK)’da da iddialar öne sürülmesine rağmen aşının KKK sıklığının 10 kat azalması sebebiyle bu iddialar da önemini kaybetmiştir. Özellikle Fransa’da öne sürülen Hepatit B aşısı ve Multiple skleroz ilişkisi çok büyük ses getirmesine rağmen konu demiyelinizan problemlerin Hepatit B aşısı ile ilişiğini olmadığını kanıtlayan çalışmalar ile çürütülmüştür.  Yapılan kısıtlı çalışmalar ile aşı-otoimmün hastalık ilişkilerinin çürütülmesine rağmen aşının etkisinin karmaşık ve çok yönlü yolakları da olduğu unutulmamalıdır.


Aşı İle Önlenebilen Hastalıklar
Kaynak:
http://sdplatform.com/Dergi/777/Asi-karsitligi.aspx

Aşıya itiraz edenlerin argümanlarını da değerlendirmekte fayda var. Aşı karşıtlarını kabaca 3 grupta inceleyebiliriz.
• Kâr/zarar ilişkisini yeterli görmeyenler
• Risk altında olmadığını düşündüğü için ihtiyaç hissetmeyenler
• Dini, felsefi veya komplo temelli gerekçelerle itiraz edenler

1) Kâr/zarar ilişkisini yeterli görmeyenler
Kâr/zarar ilişkisini yeterli görmeyen grupların temel itiraz noktaları, aşıdan kaynaklanan yan etkiler ve aşıların içerdiği maddelerin uzun dönemde vücutta yapması olası tahribatlara dair duyulan endişedir. Genel bir kaide olarak, büyük iyiliklere sebep olacak adımlar atılırken bazı küçük zararlar göze alınmalıdır. Günümüzde ortadan kaldırıldığından bahsettiğimiz çiçek hastalığını önlemeye yönelik aşının yan etkilerinin görülme oranı, 1-2/1.000.000’dir. Yani %30 öldürücü olan bir hastalık için yapılan aşının yan etki gösterme ihtimali, hastalığın öldürücü olması ihtimalinden 300.000 kat daha azdır. Aşı sayesinde hayatı kurtulan insan sayısı göz önüne alındığında, ödenen bedelin önemsize yakın olduğu söylenebilir.
KKK aşısı için de benzer bir durum söz konusudur. KKK aşısına bağlı Subakut Sklerozan Panensefalit veya alerji görülme oranı 1/1.000.000 iken, kızamık hastalığına yakalanan her 1000 kişiden 60’ı pnömoni, 1’i ensefalit, 2’si ise ölümle karşılaşmaktadır. Öte yandan, bir çocukluk çağı hastalığı olarak bildiğimiz kızamıkçık hastalığını gebeliğinde geçiren bir annenin ise doğacak çocuğunda %25 ihtimalle konjenital anomali olacaktır.

Aşı içeriğindeki maddelere ilişkin itirazlar
“Sola dosis facit venenum.” (Bir maddeyi zehir yapan yalnızca onun dozudur.) Paracelsus’a ait olan bu ifade aslında durumu çok net bir şekilde ifade etmektedir. Sadece aşılar değil, hayatımızda tükettiğimiz birçok maddeyi uygun miktarda almazsak vücudumuza zarar vereceği aşikârdır. Aşılar için de aynı durum söz konusudur. CDC’nin (ABD Hastalık Korunma ve Kontrol Merkezi) yayınladığı bilgilerden yola çıkarak, belli başlı aşıların içerisinde bulunan maddeleri şöyle sıralayabiliriz:
BCG (verem aşısı): Gliserin, asparajin, sitrik asit, potasyum fosfat, magnezyum sülfat, demir amonyum sitrat, laktoz.
KKK (Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak): Vitaminler, aminoasitler, sukroz, sodyum fosfat, glutamat, rekombinant insan albümini, neomisin, sorbitol, hidrolize jelatin, civciv embriyo hücre kültürü.
DaBT (difteri, boğmaca, tetanoz): Formaldehid, glutaraldehid, alüminyum hidroksit, polysorbat 80.
Hepatit B: Alüminyum hidroksit, maya proteini, fosfat nötrleyiciler, Pnömokok Casamino asitleri, maya, amonyum sülfat, polisorbat 80, süksinat nötrleyici, alüminyum fosfat.
Yukarıda saydığımız maddelerden bazılarına değinecek olursak;
Alüminyum: Aşının etkinliğini ve aşıya vücudun verdiği yanıtı artırır. Alüminyum tuzları 70 yıldan uzun süredir aşılarda güvenle kullanılmaktadır. Günlük hayatta ise alüminyum, farkında olmadan az miktarlarda besinlerle ve su ile vücuda alınmaktadır. Aşı sonucu oluşan ve deltoid biyopsilerinde gözlenen lezyonların bir patoloji olarak değerlendirilemeyeceği kabul edilmiştir.
Formaldehid: Enerji üretmek amacıyla vücudumuzda zaten yapılır. Aşının kontamine olmasını engellemek amacıyla, virüs ve bakterilerin öldürülmesi için kullanılır. Aşı üretimi son aşamaya geldiğinde aşıdan uzaklaştırılır. Aşı içerisinde az miktarda kalsa bile bu oran, FDA’nın besinlerle alınabilecek formaldehit üst sınırının oldukça altındadır. İki aylık bir bebek her gün 1.1 mg formaldehit alırken aşı içerisinde 0.1 mg formaldehit bulunur.
Glutamat: Aşının, fiziksel etkenlere karşı dayanıklılık kazanması için kullanılır. Besinlerin tadını arttırmak için de kullanılır. Ayrıca birçok hazır gıdanın içinde de bulunur.
Magnezyum sülfat: Kalsiyum metabolizmasında önemli yere sahiptir. %70’i kemiklerde depo edilir. Sinir iletimine de katkı sağlar. Başlıca, tahıl ve baklagillerde, kuru yemişlerde, et ve sütte bulunur. Ayrıca hamilelerde düşük tehdidini önlemede de faydalıdır.
Tiomersal: Aşı karşıtları tarafından en çok itiraz edilen maddedir. Cıva içeren tiomersal vücuttan hızla atılan etil civaya metabolize olmaktadır. Çoklu dozlu flakon aşılara eklenen tiomersalin vücutta birikmediği gösterilmiştir. Andrew Wakefield adlı bir doktor, 1998 yılında yaptığı açıklamada KKK aşısının sindirim sistemi sorunlarına ve otizme neden olduğu iddiasını ortaya atmış, bu durumdan da tiyomersali sorumlu tutmuştur. Konuyla ilgili çalışması Lancet’te yayımlanmıştır. Ancak çalışmanın eksik yanları bulunmaktaydı. Ayda 50.000 kişinin aşılandığı İngiltere’de sadece 12 çocuk üzerinde yapılmıştı. Kontrol gurubu mevcut değildi. Ayrıca 2004 yılında Sunday Times muhabiri Brian Deer’in ortaya çıkardığı kayıtlara göre, Wakefield’in aşı üreticilerine dava açan gruplardan maddi yardımlar aldığı saptandı. 2004 yılında ortaya çıkan bu durum sonucunda Wakefield’in 12 kişilik ekibinden 10 doktor ekipten ayrıldıklarını ilan ettiler. 2010 yılında Lancet makaleyi yayından çektiğini açıkladı. Birleşik Krallık Tıp Konseyi 24 Mayıs 2010 tarihinde Wakefield’in “Doktor” unvanının geri alındığını açıkladı.
Bu çalışmanın sonuçlarını geçersiz kılan başka bir bulgu da, Danimarka’da yapılan ve 1991-1998 yıllarında doğmuş olan 500.000 çocuğu kapsayan bir çalışmada, tiyomersal içermeyen aşı uygulanmış çocuklarda otizm insidansında azalma olmadığının gösterilmesi olmuştur.

2) Risk altında olmadığını düşünenler
Bazı ebeveynler, ortak yaşadığı alanları paylaştığı diğer çocukların aşı olmaları sayesinde, çocuklarının da hastalıktan uzak kalacağına inanmaktadırlar. Fakat çoğu ebeveynin bu fikri benimsemesi halinde bir toplumdaki aşılıların sayısının büyük ölçüde azalacağı düşünüldüğünde bu argüman yetersiz kalmaktadır. Bu grubun yanında, bulaşma ihtimalini öznel kriterlere dayanarak zayıf gördüğü hastalıkların aşılarını olmayanlar da ayrı bir problemdir.
İlginç bir şekilde, 1970’lerde difteri aşısının yan etkilerine yönelik yapılan propagandalar sonucunda Japonya, İrlanda, Almanya, Avusturya gibi ülkelerde aşılama oranlarının düşmesinin sonucunda difteri vakaları 10-100 kat artış göstermiştir. Hatta aşı programına devam eden ve bu ülkelerle komşu olan ülkelerde bile vaka artışı gözlemlenmiştir. Benzer bir durum, 1994’te Fransa’da yaşanmıştır. Aşılama çalışmalarının otoimmün hastalık riskini arttırdığı iddialarının yarattığı hava sonucunda, hükümet adolesan grupta aşılamayı durdurmuştur. Yeterli kanıt üretilemeyince aşılama çalışmaları tekrar başlamış, ancak aşılara ilgi eskisi gibi olmamıştır.

3) Dini, felsefi veya komplo teorisi temelli gerekçelerle itiraz edenler
“Aşıların içeriğinde domuz ürünleri gibi helal olmayan ürünler de bulunmaktadır.” Bu ifadeyle son günlerde sık sık karşılaşır olduk. Aşı içeriklerinin analizleri yapılarak bu konudaki şüpheler kolaylıkla izale edilebilir. Öte yandan, kimi aşılarda stabilizör olarak domuz jelatini kullanımı konusunda İslam âlimlerinin açıklamaları bulunmaktadır. Dinen mubah olmayan herhangi bir maddenin aşılara veya diğer farmakolojik ürünlere katılmış olması konusunda endişe duyanlara; 1995 yılında Kuveyt’te Tıbbi Bilimler İslam Örgütü’nce (Islamic Organization for Medical Sciences) düzenlenen ve “Yiyeceklerde ve ilaçlarda fıkhî olarak haram veya necis kabul edilen maddeler” konulu seminerde varılan kararın duyurulduğu Dünya Sağlık Örgütü mektubunu hatırlatmak yeterli olacaktır: “Bir maddenin farklı özellikleri olan bir başka madde haline geçmesi anlamına gelen dönüşüm (transformation), fıkhî olarak saf olmayan veya temiz ortamlarda bulunmayan maddelerin saf maddelere dönüşmesi ve yasaklanmış maddelerin meşru ve izin verilir maddelere değişimidir. Buna göre, fıkhen necis bir hayvanın kemik, deri ve tendonlarından dönüşümle elde edilen jelatinin yenmesi mubahtır.”
Bu doğrultuda sık duyduğumuz bir başka cümle de, “Gizli düşmanlarımız, aşılar vasıtasıyla vücudumuza mutajen maddeler vererek neslimizi bozmak istiyorlar.’’ olmuştur. Bu iddiaya karşı, “Hangi düşman, hangi maddeyi, hangi amaçla’’ sorularını sorduğumuzda, somut bir cevap verilemeyen bir komplo teorisinden başka bir şey olmadığını görüyoruz. Acaba bu çabalar nasıl bir neticeye sebep olmuş ve bize nasıl zarar vermiştir? Bu kişiler, yukarıda saydığımız 3 grup içerisinde ikna edilmesi en zor gruptur. Çünkü bunları iddia eden insanlar bilimsel, objektif veriler yerine ön yargılarla hareket etmektedir. Aynı zamanda fikri temelleri de en eski gruptur.

Tarihin eski devirlerinden beri, birçok farklı inanca göre hastalıklar Tanrı/Tanrılar tarafından kişiyi cezalandırmak için gönderilen, beden ve ruhun arınması için acı çekilmesinin gerekli olduğu bir durum olarak kabul edilmiştir. Hatta bazı inanışlarda hastalıkları önlemenin Tanrı’ya karşı gelmekle aynı manaya geldiği vurgulanmıştır. Edward Jenner’ın ilk aşıyı ürettiği dönemde de E. Massey adlı bir din adamı, bu bağlamda aşılama faaliyetlerini şeytana uymak şeklinde tanımlamıştı. Günümüze gelindiğinde, bu fikri temel daha modern bir yapıya kavuşmuştur. İnternet üzerinden insanlara erişimin çok kolay olması sebebiyle, binlerce site üzerinden aşı karşıtlığı propagandası yaygınlamış ve rağbet görmüştür.

Aşı hakkında doğru bilinen yanlışlar
Yanlış: “Tehdit altında olmadığımız hastalıklara karşı aşı olmaya gerek yok.”
Doğru: Küreselleşen dünyada ülkeler arası seyahatler bu kadar sıklaşmışken, başka ülkelerde görülen hastalıklar açısından da risk altındayız. Difteri, menenjit buna verilebilecek örneklerdir.

– Yanlış: “Aşıların yan etkileri çok tehlikelidir.”
– Doğru: Yazıda da bahsettiğimiz gibi kâr-zarar ilişkisi açısından terazinin kefesi, aşı uygulanması tarafına ağır basmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalara göre aşıların sahip oldukları yan etkilerin şiddeti ve sıklıkları, hastalığın ortaya çıkması durumunda görüleceklerle karşılaştırıldığında çok hafif kalmaktadır.

– Yanlış: “Aynı anda birden fazla aşı uygulamak bağışıklık sistemine zarar verir.”
– Doğru: Günlük hayatta maruz kaldığımız antijenlere kıyasla bu sayı çok düşüktür. Aşıların birlikte yapılması, uygulama kolaylığı yanında, uygulanan kişiler için de takvime uyumu artırmaktadır.

– Yanlış: “En sağlam bağışıklık, hastalığı geçirerek kazanılır.”
– Doğru: Yukarıdaki bilgi kısmen doğrudur. Bu sebeple aşılar var olan mikroplar içerisinde ağır, hatta ölümcül seyreden hastalıklara yol açanlara karşı üretilmektedir. Kızamık hastalığında 1/1000 olan ensefalit riski, aşı ile olan 1/1.000.000 riske göre 1000 kat daha yüksektir.

-Yanlış: “Aşılar kısırlık yapar.”
-Doğru: Bunu iddia eden kişiler bilimsel dayanak veya yaşanmış örnek göstermek mecburiyetindedir. Basit bir yaklaşımla, eğer aşılar kısırlık yapsaydı, ilk aşının üretildiği tarihten günümüze kadar olan süreçte, özellikle de aşı uygulamalarının yaygın olduğu gelişmiş ülkelerde, nüfus çok daha az olacak ve kısırlık ciddi bir evrensel problem olarak dünya gündeminde çok daha fazla yer işgal edecekti. Öte yandan aşılara bağlı olarak bebek ölümlerinin azalması ve erişkin yaşa ulaşan çocuk sayısının artması, aileleri daha az sayıda çocuk sahibi olmaya itiyor olabilir. Kısırlık yaptığı iddiası HPV aşısı için ortaya atılmış ve aşının içerdiği polisorbat 80 maddesine bağlı olduğu iddia edilmiştir. Ancak aşının içerdiği dozlardaki polisorbat 80 yardımcı maddesinin kısırlık yaptığına dair bir bulgu bulunmamaktadır. Yapılan klinik çalışmalarda kısırlık nedenleri şöyle sıralanmıştır.
– Varikosel
– Enfeksiyon
– Tümör
– İnmemiş testis
– Hormonal bozukluklar
– Kromozomal defektler
– Sperm kanalı problemleri
– Bazı ilaçlar
– Çevresel faktörler
Görüldüğü üzere kanıtlamış veya şüpheli kısırlık nedenleri arasında aşılar geçmemektedir.

Aşılama çalışmalarını durdursak ne olur?
CDC, var olan aşılama çalışmaları durdurulduğunda yaşanabilecek olası durumları ABD özelinde şu şekilde sıralamıştır:

Polio: Her yıl çocuk felcinin neden olacağı akut paraliz ve ardından gelişecek kalıcı fiziksel engellilik sonucu ölüme kadar giden bir sürecin gözleneceği yaklaşık 20.000 çocuk hasta ortaya çıkacaktır.

Kızamık: Kızamık aşısı keşfedilmeden önce, neredeyse herkes hastalığa yakalanmaktaydı ve ABD’de yılda ortalama 450 kızamığa bağlı ölüm görülmekteydi. Kızamık hastalarının %20’sinin, başta zatürre olmak üzere hastalığa eklenen komplikasyonlar nedeniyle hastaneye yatırılmak zorunda kaldığı göz önüne alınırsa, getireceği külfet had safhada olacaktır. Ayrıca DSÖ’nün tahminlerine göre dünyada yılda 2,7 milyon kişi kızamık hastalığı yüzünden ölmüş olacaktı.


Haemophilus influenzae tip B (Hib): Aşısı üretilmeden önce çocuklarda bakteriyel menenjitin en sık nedeniydi. Yılda 20.000 invazif olgu görülmekteydi. Hib sebebiyle yılda 600 çocuk hayata veda etmekteydi. 1987’de konjüge Hib aşısının üretilmesiyle beraber Hib insidansı %95 azalmıştır. 1994-1998 yılları arasında yılda sadece 10 ölüm görülmüştür.

Kızamıkçık: Gebelerde ve bu gebelerden doğan çocuklarda ciddi bir risk faktörüdür. ABD’de 1964-1965’te, rutin aşılamaya geçilmeden önce, 20.000 bebek konjenital rubella sendromu ile doğmuştur. Buna ilaveten, 2100 neonatal ölüm ve 11.250 düşük hadisesi yaşanmıştır. Bu 20.000 bebekten 11.600’ü işitme kaybı, 3.580’i görme kaybı ve 1.800’ü mental retardasyon yaşamıştır. Rubella aşısının yaygınlaşmasıyla beraber, 2000 yılında sadece 6 konjenital rubella sendromu vakası görülmüştür.


Hepatit B: Dünyada 2 milyardan fazla insan, hayatlarının bir döneminde bu virüsle karşılaşmaktadır. 350 milyon kişi hayat boyu bu virüsü taşımakta ve bunların 1 milyonu her yıl karaciğer hastalığı veya karaciğer kanseri sebebiyle hayata veda etmektedir. Özellikle çocuk yaşlarda virüse yakalanan kişilerin %25’i yetişkin hayatlarında karaciğer hastalığından vefat etmektedir. Aşılamalar sonrasında, 1980’lerde yılda 450.000 olan yeni enfeksiyon sayısı 1999’da 80.000’e gerilemiştir.

Difteri: 1920’lerde çocuklarda hastalık ve ölüm sebepleri arasında ilk sıradaydı. ABD’de 1921 yılında 206.000 vaka ve 15.520 ölüm kaydedilmişti. 1923 yılında aşının üretilmesiyle beraber vaka sayısında azalmalar yaşanmıştır. Son 10 yılda görülen vaka sayısı sadece 5’tir. SSCB topraklarında dağılma sürecinde başlayan difteri epidemisinde, aşılama çalışmaları yetersiz kaldığından, 1990-1999 yılları arasında 150.000 vaka görülmüş ve 5.000’i ölümle sonuçlanmıştır.

Tetanoz: Tetanozun seyri %20 ölümle sonuçlanmaktadır. Kas spazmları sonucunda larenksin kapanması, nefes ve beslenme problemlerine yol açmaktadır. Tetanoz aşısıyla aşılanmayan gebeler sebebiyle, dünya genelinde her yıl 300.000 yeni doğan ve 30.000 anne hayatını kaybetmektedir.

Kabakulak: Aşı üretilmeden önce çocuklar arasında sağırlığın en büyük nedeni olarak görülmekteydi. Her 20.000 vakada 1 çocuk sağır kalmaktaydı. Ayrıca kabakulak ensefaliti ABD’de viral ensefalite en sık yol açan sebepti. İlk trimesterde kabakulağa yakalanan gebelerde düşük oranı yüksek seviyelerdeydi ve aşı öncesinde yılda 300.000 vaka ortaya çıkmaktaydı. 1967’de aşının üretilmesiyle beraber vaka sayısı hızla azalmış, 1987’de 12.848, 2001’e gelindiğinde ise sadece 266 vaka bildirilmiştir.

Kaynakça:

Bilimsel Şüphecilik Sempozyumu (EBAT-İzmir) ‘de Yalansavar’ın kurucusu olan Dr.Işıl Arıcan’ın yaptığı Aşı Karşıtlığı sunumundan ilham alınmış ve birçok argüman birleştirilerek ortaya bu yazı çıkmıştır. Işıl Arıcan’ın kaynakları dışında sdplatform.com’da aşağıda isimleri verilen kişilerin yazılarından da yararlanılmıştır:

Prof. Dr. Mustafa Altındiş

Dr. Hüseyin Haydar Kutlu

Dr. Ömer Ataç

Dr. A. Alp Aker

Bilimle kalın, sevgilerle…

Derleyen-Yazan: Umay Rana Usta

Düzenleyen: Şule Selçuk

Bu içeriğe emoji ile tepki ver
10 kullanıcı tepki verdi
Onu henüz tanımıyoruz.
Bunlar da ilginizi çekebilir
Benzer yazıları okuyabilirsiniz.
0 Yorum
Yorumları okuyabilir ve cevaplayabilirsiniz.

Yorum Yazın
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlendi.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.