Powered by free wordpress themes

kayseri escort samsun escort bodrum escort ankara escort ankara escort eskişehir escort porno izle izmir escort antalya escort ankara escort ankara escort ankara escort istanbul escort
Anasayfa / Bilim İnsanları / Bilim Ve Din Neden Çelişir ?

Powered by free wordpress themes

Bilim Ve Din Neden Çelişir ?

Özet: Berkeley’e göre gözlemlenmeyen şeyler varlığını sürdürmezdi. Gözlemlenmek var olmaktır. bilim, din olmadan olmaz diye bir şey yok olur. Ve bu yüzden bilim ve din, bilim ve Tanrı birbirleri ile bağdaştırılmamalı. Bilimin dine ihtiyacı yoktur.

***********************

Yazının Tamamı

Berkeley’e göre gözlemlenmeyen şeyler varlığını sürdürmezdi. Gözlemlenmek var olmaktır. Odanızdan çıktığınızda, artık o odada görmediğiniz masa nasıl var oluyordu öyleyse? Berkeley’e göre Tanrı sürekli olarak, her şeyi gözlemlediği için, biz gözlemlemediğimiz zaman bile nesneler var olmaya devam ediyordu. Peki kendisi (bir çok inanan gibi) Tanrı’yı gözlemleyebilmiş miydi? Hadi Berkeley’in söylediğine göre hareket edelim, şimdi eğer her şey sürekli olarak Tanrı onları gözlemlediği için var oluyorsa bu durumda Tanrı da biz onu düşündüğümüz için var olacaktır. Eğer kimse Tanrı fikrine sahip olmazsa, Tanrı olmayacaktır, Tanrı olmadığı için nesneler biz onları gözlemlediğimizde var olacak gözlemlemediğimizde ise var olmayacaktı. Odadaki masayı sürekli olarak algılayacak bir Tanrı yoksa, siz odadan ayrıldığınızda masa yok olacak ama geri döndüğünüzde onu sürekli sürekli gözlemleyen biri olmadığı halde geri yerine mi gelecekti? Hadi bunu kendimiz için düşünelim. Hepimiz var olduğumuzu biliyoruz. Dünyanın insan yaşamayan bir yerinde olsaydınız, orada kimse sizi göremediği için bu durumda siz var olmazdınız Berkeley’e göre. Şu an içinizden ”ama ben var olduğumu biliyorum” diyorsunuz. Hadi biraz daha işi çıkmaza götürelim. Dünyada herkes Tanrı’ya inanmıyor, böylece herkes tarafından algılanmayan bir Tanrı hem var olacak, hem de var olmayacaktı. Ama insanların kafasındaki düşünce Tanrı’nın sonsuz olduğudur. O hep vardır. Biz inansak da, inanmasak da. Peki Tanrı’ya bu özellikleri yükleyen insanlar aynı şeyleri neden maddeler için de düşünemediler? Yani Berkeley’e göre gözlemleyemediğimiz ki var olmak için bizim onu gözlememize ihtiyaç duymayan bir Tanrı.

Peki sizin ve Berkeley’in aynı anda odadaki masaya baktığınızı düşünün. Berkley odadan çıktığında ona kendi söylediğine göre masanın artık var olmaması gerektiğini söyleyeceksiniz ama o kendisi masayı artık gözlemlemese bile siz gözlemlediğiniz için masa var olmaya devam edecek. Siz de odadan çıktığınızda Berkeley bu sefer onun sürekli Tanrı tarafından gözlemlendiği için var olduğunu söylüyor. Problemi çözmeyip ileri atıyor. Hem de kendisinin ve kimsenin gözlemleyemediği bir Tanrı inancıyla. İnsanlar Tanrı’yı hep bunun için kullandılar. Korku, açıklama ve anlam verme isteği (çabası). Fakat Tanrı’nın sürekli var olduğuna (onu gözlemlemediği halde var olduğuna) inanan Berkeley, neden masanın ya da maddelerinde gözlemlenmeye ihtiyaç duymadan var olabileceğini düşünmedi. Halbuki bunu yapmak, bu konuyu kendisinin fikirleriyle çelişen bir Tanrı ile çözmekten daha basitti. O odadan ayrıldığında, o masa sadece artık onun bulunduğu yerde yoktu. Ama odaya tekrar gittiğinde masayı bulacağını da gayet iyi biliyordu. Fakat onu, o gözlemlediği zaman nesnelerin yok olacağını düşündüren şey neydi acaba? Odadan çıkıp diğer odaya geçtiğinde, o hala masanın orda olduğunu biliyordu, sadece şuan bulunduğu yerde o masa olmadığı için bu o masanın artık var olamayacağı anlamına gelmezdi çünkü şu anda o masayı görmüyorsa bile orada bir masa olduğu ve dönünce onu bulabileceği hep aklının içindeydi. Peki kendince yarattığı bu sorunun çözmünü sizce niye Tanrı’yla bağdaştırdı? Ya Tanrı düşüncesi hiç gelişmemiş olsa ne olacaktı? Bu sefer ya o düşünceyi yaratmak zorunda kalacak ya da maddelerin var olması için gözlemlenmeye ihtiyacı olmadığını söyleyecekti. Fakat zaten bir Tanrı fikri ortada iken neden çözümü başka yerde aramak istesin ki?

İşte bu, insanların neden Tanrı fikrini yarattığını gösteriyor. Işık için düşünelim bunu. Işık kapalıyken siz gözlemlediğiniz halde birisi ışığı açtığı zaman ışık açılıyor ve yine siz gözlemleseniz bile biri ışığı kapattığında ışık kapanıyor. O ışık da elektriğin ampulün içindeki flaman telinden geçmesi sonucu ısınıp ışık yayar ve Tanrı da elektriği sürekli bildiği için bu yüzden olur diyebilirsiniz. Fakat bir odanın ışığı açık direği kapalı ise bu nasıl mümkündür? Yani yanmayan ampulde de Tanrı elektriği biliyor yanan ampulde de. O zaman bizim hareketimiz olmadan niye ampul yanmıyor? Tanrı gözlemlemediği için mi? Tanrı elektriği biliyor fakat o elektriği ışık enerjisine dönüştüren bizleriz. Kimse o ampulü yakmazsa orada ışık da olmaz. Ama derseniz ki zaten biz de Tanrı bizi gözlemlediği için varız, yani bizim müdahalemizle ışık olsa bile bizim var olma sebebimiz de Tanrı olduğu için yine sonu Tanrı’ya bağlanıyor, mantığınızı bir gözden geçirin derim ben de. Dediğim gibi. Açıklama ve anlam verme isteği. Bugün bile ”çıkarlarınız için inanmayın” derler. Peki yağmura, yıldırıma anlam verme ve açıklama isteği, zor durumda kaldığı zaman dua ile yardım istemek, korkulardan kaçmak için ona inanmak da Tanrı’ya bir çıkar, bir amaç için inanmak değil midir? Kendinizi mi kandırıyorsunuz yoksa Tanrı’yı mı? Açıklayamadığı ve anlam veremediği şeyler için Tanrı’ya sığınmak onu kullanmaktır. Zira yıldırımlar düşmesin, yağmurlar yağmasın diye zamanında Yunan Tanrılarına kurbanlar verilmiştir ama yıldırım yine de düşmüştür ve yağmur yine de yağmıştır. İşte bu yüzden, bana göre, bilim ve din-tanrı inacı çelişir. Dinin ve tanrı inancının olduğu yerde bir şeye bir sebep bulmak, anlam vermek, açıklamak istiyorsanız direk onu Tanrı’ya bağlayabilirsiniz. Hiç kafa yormanıza gerek yok. Denemeye, kontrol etmeye, gözlemlemeye hiç gerek yok. Ve bilim buna karşı olduğu için, bilim tamamıyla gözlem ve deney olduğu için bilim ve din çelişir, bilim ve Tanrı çelişir. Birinin olduğu yerde, diğeri tam olarak olmaz, olamaz. Ve bunlar birbirlerini engeller. Bu yüzden ”bilim, din olmadan olmaz” diye bir şey yok olur. Ve bu yüzden bilim ve dini, bilim ve Tanrı’yı birbirleri ile bağlamaya karşıyım. Bilimin dine ihtiyacı yoktur. Bilimle gelişen bir toplumun dine ihtiyacı yoktur ama din ile gelişen bir toplumun bilime ihtiyacı vardır. Saygılar.

Hakkında tnhnkz1

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir