Felsefe

İlk Çağ Felsefesi: Sokrates, Platon Ve Aristoteles

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıda ilk çağ felsefesi dönemindeki en önemli filozoflar olan Sokrates, Platon ve Aristoteles’ten  bahsedeceğim.

Sokrates, ilk çağ felsefecilerinin en önemli isimlerinden biridir. Sokrates ile ilgili ilk bahsetmek istediğim şey onun gerçek olup olmadığı. Bunun üstünde fazla durmayacağım çünkü bu bambaşka bir yazının konusu olabilir. Sokrates hayatı boyunca yazı yazmadı, konuşmanın yazıdan daha açıklayıcı olduğunu düşündü. Çünkü yüz yüze konuşurken karşındaki kişinin kişiliğini göz önünde bulundurabileceğini ve ona göre söyleyeceği sözleri yerine ulaşması için düzenleyebileceğini düşünüyordu. Bu düşüncesinden dolayı Sokrates yazı yazmayı reddetmişti fakat düşüncesini gelecek nesillere aktarmak istemiyor muydu? Çoğu filozofa ters bu düşüncesi garip gelmiştir bana. Sokrates ile ilgili neredeyse bütün bilgilerimiz Platon’un eserlerine dayanıyor. Fakat Xenophon’un da Sokrates’ten bahsettiği “Şölen” ve “Memorabilia” gibi eserleri vardır. Yani Sokrates’i sadece Platon’dan duyduk demek yanlış olur.

Şu anda Sokrates’in gerçek olup olmadığına dair kesin bir şey söylemem için o dönemin bütün eserlerini incelemem lazım o yüzden kesin konuşmayacağım. Güncel bilgime ve okuduğum eserlere göre var olduğunu düşünüyorum. Sokrates’in babası heykeltraş olan Sophroniscus, annesi ise ebe olan Phaenarete’dir. Sokrates’in konuşmasındaki en önemli özellik insanların bildiklerini sandıklarını aslında bilmediğini ispat etmesiydi. İnsanlar Sokrates ile konuştuktan sonra ya sinirleniyorlar ya da derin düşünceye dalıyorlardı. Sokrates’in felsefesi de gerçek mutluluğu bulmak için yaşamamızı söylerdi. Haz ile mutluluk olmaz, fakat hiç haz olmadan da olmazdı. Hazlara bağımlı olmazdı, fakat hazlara hayatında yer verirdi. Onunla ilgili en önemli şeylerden biri de, bilginin aktarılabilir olduğuna inanmasıydı. Bilgi kişiye özel değil Sokrates’e göre evrenseldi. Diyaloglarda herhangi bir ideolojiyi savunmazdı. Bunun bir konuşma yöntemi olduğunu söylerler fakat ben buna katılmıyorum. Başka bir kişinin fikrini dinlerken kendini hiç bir şey bilmiyormuş gibi karşısındakinin fikrine odaklardı. Başka fikirlerin kendi anlayışını yok etmesine izin vermezdi. Bu karşısındakini daha iyi anlamasını sağlardı. Bunun için böyle konuşurdu bence Sokrates. Hayatı boyunca verdiği bilgi için para almadı, bilginin pazarlanmayacağını düşünürdü. Hayatı boyunca yalın ayak gezmesi de önemli bir özelliğiydi. Bu davranışın yorumunu size bırakıyorum. Hayatını her şeyi sorgulayarak yaşadı. “Sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez” dedi. Şimdi öyle insanlar var ki, M.Ö. Atina’dakinden bile daha az sorguluyorlar. İnsanlar düşünmeyi çok fazla azalttı. Bu böyle giderse insanlığın sonu çok talihli olmayacaktır.

Konumuza dönersek şimdi bahsetmem gereken kişi Platon. Sokrates’in öğrencisi ve tarihin en büyük okullarından birini (Academia) kuran kişi. Platon, nesnel bir ahlaka inanırdı. Bu ahlak, adalet, bilgelik, cesaret gibi özellikleri de kapsardı. Nesnel ahlak doğruya yönelirdi. En yüksek ahlak sahibi, yani doğrulukla yaşayan kişi, en yüce erdem sahibi olurdu Platon’a göre. Devlet’te herkesin doğrulukla yaşadığı bir hayali toplum yaratmıştı Platon. Şu anda Devlet’in birinci bölümü Sokrates’ten direkt aktarılan, diğer bölümlerinde Platon’un kendi kaleminden çıkan düşünceler olduğu genel olarak kabul görüyor. Nesnel erdem anlayışına Platon’dan sonra karşı çıkan ve konumuz dahilinde olmayan filozoflar da olmuştur. Platon’un siyasi anlayışına da bir göz atarsak toplumun hepsinin oy kullandığı bir demokrasiyi desteklemiyordu. “Bütün yolcuların dümeni kontrol etmesi” gibi bir metaforu vardı bu konu için. Oy kullanma işi bilir kişilerin olmalıydı. Adaylar ise filozoflardan çıkmalıydı. Ülkeyi yönetecek yegâne kişiler filozoflardan başkası olamazdı. Fakat bu yöneten insanlar toy da olmayacaklardı. Hayatın zorluklarını ve gerçeklerini yaşamış, tecrübeli kimseler olacaktı. Platon’un en önemli düşüncelerinden biri ise “Formlar Kuramı”dır. Platon asıl gerçekliğin bizim duyu organlarımızla algıladığımızdan çok daha fazlası olduğunu düşünürdü. Formlar kuramını anlatmak için mağara örneğini ortaya atmıştı. Bütün insanlar mağaranın içinde elleri bağlı duruyor ve sadece bir açıyı görmeleri sağlanıyordu. Bu zincirden kurtularak mağaranın dışına çıkmanın yolu ise düşünmekti. Zihnini sadece duyu organlarının algılayacağı şeyleri kabul etmeye alıştırmak yerine, duyularımızla algıladığımız şeylerin ötesine düşünerek gidersek asıl gerçekliğin farkına varırdık. Bir kediyi düşünürken onun gözlerimizle gördüğümüz halini hayal etmek yerine, kedinin formunu düşünmemiz gerekir Platon’a göre. Hiçbir şey mükemmel olabilecek yeterlilikte değildir, sadece o şeyin formu mükemmel olabilirdi. Sokrates’in öğretilerini yayarak hayatını yaşadı Platon, hocasının yolundan gitti. Fakat ondan sonra gelen Aristoteles öyle değildi.

Aristoteles Platon’un en gözde öğrencisiydi. Her konuda yeteneği vardı ve ilgilenirdi. Platon yazmakta ustaydı. Sokrates çok iyi bir konuşmacıydı. Fakat Aristoteles’te bunların ikisi de vardı. Aristoteles’in yazıları günümüze genelde ders notları olarak gelse de değerli eser olma özelliklerini asla kaybetmemişlerdir. Aristoteles’in ilgilendiği tek şey felsefe de değildi. Fizik, gökbilim, zooloji, mantık, siyaset ve biyoloji gibi dallarla da ilgilendi. Aristoteles’in ahlak felsefesinden bahsetmeden önce, hocasının formlar kuramını reddettiğinden bahsetmek istiyorum. Aristoteles doğadaki ayrıntıların güzellikleriyle büyülenmişti. Her şeyin ayrıntısının basit olmadığını ve bu kadar ayrıntı varken formları düşünmeye gerek olmadığına inanmıştı. Aristoteles’e göre bir şeyin nasıl olduğunu düşünmek için, onun gerçek hayattaki versiyonunda bakmalıydın. Onun gerçek güzelliği orada yatardı çünkü. Aristoteles kendi mutluluk anlayışına “Eudaoimonia” demişti. Bu kelimenin anlamı Türkçe’de olmamakla birlikte, çok fazla kavramı içerir. Tutkulu olmak, başarılı olmak, iyi yaşamak, iyi bir erdem sahibi olmak gibi şeylerin tek kelimede toplanmış halidir. Aristoteles’e göre hayatı günlük hazza göre yaşamak anlamsızdı. Çünkü hazzı kovalayarak mutluluğa ulaşamazdı insan, ulaştığını zannederdi belki. İnsanın doğası gibi bir şeyin olduğuna inanırdı. Her insan için en uygun yaşam biçimi olduğuna inanırdı. Eudaoimonia birçok etkene göre değişebilirdi. Ona ulaşmanın en önemli yollarından biri de doğru yaşayıp doğru davranmaktı. Doğru davranmak kendinin de başkasının da Eudaoimoniasını etkilerdi. Haz arayışı içinde olmak yerine doğru yaşamak insanın mutluluğunu artırırdı.

Aristoteles’in araştırmaları çok kapsamlı olduğu için, uzun süre kesin haklı olduğu düşünülmüş, görüşlerine karşı çıkan az kişi olmuştur. Fakat bu Aristoteles’in de felsefenin kendisinin de kabul ettiği bir şey değildir. Otoriter düşünce felsefenin adeta katliamıdır diyebilirim. İnsanların farklı fikirleri olmaması ve kendinin olmayan fikirleri düşünmeden kabul etmesi insanlığın başına gelen en kötü durum olabilir.

İnsanı sosyal bir hayvan olarak görürdü Aristoteles. Toplum oluşturmamızın nedeni, İnsanın doğasında toplumsal bir varlık olması olduğundandır. Devletin en önemli amacı bütün halka hizmet etmek olması gerekirdi. Adalet, toplumun refahını sağlayan en önemli etkenlerdendi. Aristoteles demokrasiye önem verirdi. Devletin halktan oluştuğunu söylerdi. Öyle ki halkın sadece yöneticilerin değil, yasaların belirlenmesinde bile rol oynaması gerekirdi. Tekrar Platon’dan farklı olarak herkesin yönetimde söz sahibi olması gerektiğini düşünüyordu. Aynı zamanda doğa bilimleri alanındaki çalışmaları da zamanına göre oldukça ilgi çekici. Fakat bu yazıda her şeyi anlatırsam çok fazla sıkmış olurum sizi. Kaynak olarak “Doğa Bilimi Üzerine” adlı eseri öneririm. Çevirisi Elif Günçe tarafından yapılmış Morpa Kültür Yayınları’nın felsefe dizisinde bulabilirsiniz.

Bu yazıda size Sokrates’ten Aristoteles’e kadar olan ilk çağ felsefesini anlattım. Bu bölümü seçmemin nedeni ise Sokrates Platon ve Aristoteles üçlüsünü gerçekten çok etkileyici bulmamdır. Felsefe, bu yazıda anlattığım kişilerle gelişimine başladı. Şimdi geçmişte felsefecilerin bıraktığı çok fazla cevap var. Fakat gelecekte bizim cevap vermemiz gereken daha zor sorular var. Felsefeyi etkileyici bulanların daha fazla araştırmasını tavsiye ederim.

Mene sakkhet ur seveh.

Yazar: Seyfullah Dönmez

Düzenleyen: Umay Rana Usta

Seslendiren: Seyfullah Dönmez

LEAVE A RESPONSE

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.