Powered by free wordpress themes

kayseri escort samsun escort bodrum escort ankara escort ankara escort eskişehir escort porno izle izmir escort antalya escort ankara escort ankara escort ankara escort istanbul escort
Anasayfa / Bilim İnsanları / İnsanlar Neden Bilimin Yanlış Olduğunu Kanıtladığı Bilgilere İnanırlar ?

Powered by free wordpress themes

İnsanlar Neden Bilimin Yanlış Olduğunu Kanıtladığı Bilgilere İnanırlar ?

Amerikalıların neredeyse yarısı, hayatın 10.000 yıl öncesine kadar başlamadığından emin. Bu, onların evriminin delillerini açıkça red ettiğini, insanların ve dinazorların birarada bulunduğunu kabul gördükleri anlamına geliyor.

Tabii yaratılışçılar bu konuda yalnız değil. Amerikalıların yaklaşık beşte biri aşıların, bu bağlantıyı kurmak için kullanılan çalışma verilerinin sahte olduğunu keşfettikten sonra bile, otizm’e neden olabileceğine inanıyor.

2010 yılında yapılan bir ankette Amerikalıların neredeyse yarısının Co2 emisyonlarının etkilerinin üzerine sayısız çalışma yapılmış olmasına rağmen, iklim değişikliğinin insan tutumlarıyla ilgisi olmadığını düşünüyor.

” Hastalıklara mikroplar, evrim, genetik kod neden olmaz” gibi saçmalıklar bilim ile hiç bir bağlantısı olmayan insanlarda rasyonel olabilir; fakat bilim ilkesine inananlarda bu düşünce biçimi neden olur?

Psikologlar bu duruma ”inanç azmi” diyorlar; ve bu, çokça incelenen bir fenomen. Hepimiz bir dereceye kadar bu duruma kurban gidiyoruz, ancak bazıları diğerlerine göre buna daha eğimli oluyor.

 Burada tam olarak ne devreye giriyor peki?

Çok basitçe ifade etmek gerekirse, insan zihni barışı sürdürmek için çok uzun süreçler kat eder.

Leon Festinger

 

Bilişsel Uyumsuzluk (Bilişsel Çelişki)

Buna örnek olan bir olay: Dünya, 21 Aralık 1954’de bir sel tarafından sona erecekti. Fakat bir kült üyelerinin hiç bir korkusu yoktu, ancak inaçları vardı; bu yüzden bir uzay gemisi tarafından kurtarılıp, tanrının gazabından feragat etmiş olacaklardı.

22 aralık 1954’de, bu kült üyelerinin bir kısmı oldukça aptal gibi hissetmişti; fakat bu tür kültleri incelemekte olan psikolog Leon Festinger’ı oldukça şaşırtan bir gelişme olmuştu. Diğer kült üyeleri zıt bir şekilde hareket ederek,kehanet gerçekleşmesinden önce inandıklarından daha çok inanmaya başlamışlardı. Aslında bu inananlara göre kehanet hiç bir zaman sahte olmamıştı; kült üyeleri, inananların gücüyle seli durdurmayı başarmıştı.

1957’de Festinger, gördüğü olayı tanımlamak için bilişsel uyumsuzluk terimini ortaya attı. Bu terim, bir insanın düşünceleri, inançları, algıları veya davranışlarındaki tutarsızlıkların zihinsel rahatsızlığına atıfta bulunmaktadır. Teorisinde, stresin bu hali içinde zihin, çatışmayı kaldırmanın ve blişsel uyumu yeniden kurmanın bir yolunu bulmaya yönelecektir. Çoğumuz bu eğilimi bir dereceye kadar şımartır.

Hepimiz düşünce ve davranışlarımızla rahat etmek isteriz, ve aynı kalmaktan ziyade değişmek çok daha zor gelir.

Bilişsel uyumsuzluk teorisini günlük haytta da görmek mümkündür. Örnek olarak: Çocuğunun başarılı olması gerektiğine inanan bir ebeveyn, çocuğunun başarısız olduğu bir testten, diğer sınıf arkadaşları bu testten başarılı olmuş olsa bile,testin hatalı olduğuna inanır.Bir diğer örnek de, kişi, eşinin darmadağan bir halde başka bir kişi ile hotelden ayrıldığını yakaladığı zaman aralarında hiç bir şey olmadığını, sadece konuştuklarına inanır.

Yani akılcı bir kişi bir konuya karşı önemli kanıtlar karşısında mantıksız bir inanca sahip olduğunda genellikle burada bilişsel uyumsuzluk söz konusudur.

Bu, zihnin kendini koruma içgüdüsüdür ve genellikle doğrulama önyargısı (doğrulama yanlılığı) olarak bilinen zihinsel bir eğilimi içerir.

Doğrulama Önyargısı (Doğrulama Yanlılığı)

Kült üyeleri sel, uzay mekiği, ölüm ve yıkım yok iken iki olası ”gerçek” ile karşı karşıya kalmışlardı.

  1. Seçenek: İnanmakta haksızdılar
  2. Seçenek: İnanmakta haklıydılar, çünkü inançları seli durdurmuştu.

Aslında, inananların en samimileri için bile muhtemelen 1’nolu seçenek hiç bir zaman resme girmemişti, girdiyse bile muhtemelen hemen unutmuşlardı.

Doğrulama önyargısı, basiretsiz kalıplardan, politik kutuplaşmanın artmasına kadar herşeyi açıklayabilir.

Teori şöyledir: Bizler mevcut bakış açımızı destekleyen ”gerçeklere” inanma olasılığımız (veya o ”gerçekleri” aramak, hatırlamak, farkına varmak) daha yüksek iken, zihinsel tartı gerektiren gerçeklere inanma olasılığımız düşüktür. Mevcut düşüncemizde daha derinde yerleşik olan veta kendi kendini tanımlayan ”gerçekler” karşısındaki yeni ve kendi gerçeklerimizi çökertecek delilleri zihnimiz görmezden gelebilir.

Mantıksız bir inancı çürütme girişmleri tam tersine gidebilir. Bu, inançlı kişinin kendi azmini, kahramanlık ve  girişime karşı koymak olarak görebilir.

İnanç azmi bilim alanı ile sınırlı değil iken, yeni, tehditkar kanıtlar, ezici bilimsel veriler biçimine geçtiğinde, özellikle çatışmayı sınırda tutmak için iyi çalışan bazı yaklaşımları var eder.

İnkarcılık

Otizm bağlantısı yüzünden aşı yaptırmayı reddeden, konuyla ilgili kamuya açıklama yapan ve hatta programını izlediği için arkadaşlarını eleştiren bir ebeveyn, aslında konu ile ilgili hiç bir bağlantısı bulunmadığını gösteren ezici kanıtlar ile karşı karşıya kalınca ”kanıtların” ilaç endüstrisinin yüksek kazançlarını sürdürmek için çok kapsamlı bir komplo teorisi yaratıldığına kanaat getirir. Çünkü bir komplo teorisi oluşturmak, ortadaki kanıtlrarı reddetmek için bulunabilecek en kolay yollardan birisidir. Tabii tehdit altındaki bir inancı doğrulamanın tek yoluda bu değildir; inkarcılık olarak adlandırılan bu teknikler topluluğu bir çeşit hile kutusu gibidir. Festinger’in kült olayında da teknik, ”delillerin yeniden yorumlanması” idi.

Bu, yeni gerçeklerin orjinal inancı destekleyecek şekilde analiz edilmesini içerir. 21 Aralıktan önce, kült üyeleri, imanlarının doğruluğunu selin gelmemesi ile ispatlyacaktı; 21 Aralıktan sonra, selin yokluğu inançlarının doğruluğunu kanıtladı. Benzer şekilde, Andrew Wakefield’ın aşı ile otizm’i bir birine bağlayan kararlı çalışması 1998’de yayınlandığında prestijli British Medical Journal’daki varlığı, meşruyetinin kanıtıydı.

2011’de bu derginin geri çekilmesi de meşruyetinin açıkça kanıtıydı, ilaç endüstrisi, araştırmanın gerçekliğinden dolayı ağırlığını atmaya başlamak için yeterince korkmuştu. (Konplo teorisi, diğer bir çok inkar teknikleri ile birlikte kullanılabilir.)

Bir kişi bilimin karşılayamayacağı ”kanıt” standartları yaratabilir; örneğin ”Dünya’nın daha önce hiç bir sıcaklık artışı yaşamamış olduğunun kanıtını gördüğümde, iklim değişikliğinin insan eylemlerinin bir sonucu olduğuna inanacağım” gibi. Bir kişi akılcı inanışı, sahte bilimi, yanıltıcı yorum, mantıksal yanıltma yolu ile savunan ”uzman’lara başvurabilir; örneğin ” Eğer sigara içmek gerçekten akciğer kanserine neden olsaydı, sigara içen herkes akciğer kanseri olurdu” gibi. Kendi başına oldukça etkili olan bu (ve tüm) inanç-azim teknikleri internetin gelişi ile muazzam bir artış göstermiştir.

Akılcı olmayan bir bakış açısı yakalamak isteyenler, diğer inançlıları, bunların tüm topluluklarını ve bunların hepsini uygun bir jargon ile destekleyen ”uzmanlar” bulmak için sadece basit bir arama yapmalıdır. Sonuçta, bu bilim ile ilgili değildir; bu, öğrenmemenin stresinden, pişmanlık ihtimalinden veya da yanlış olmaktan (haksız olmaktan) ötürü doğan utançtan kaçınmak ile ilgilidir. ve Tabii ki bilişsel uyum içinde bu geçerlidir, yoksa makul kişilerin sigaranın kansere neden olmadığı, aşıların otizm’e neden olduğu ve insan faaliyetlerinin iklim değişikliği ile ilgisi olmadığı inancı açıkça yanlıştır.

Çeviri ve Düzenleme: Doğa D.

Kaynaklar: http://science.howstuffworks.com

  • Arnold, Carrie. “Diss Information: Is There a Way to Stop Popular Falsehoods from Morphing into ‘Facts’?” Scientific American. (Oct. 31, 2012) http://www.scientificamerican.com/article.cfm?id=how-to-stop-misinformation-from-becoming-popular-belief
  • Castillo, Michelle. “CDC: US Whooping cough cases rising at epidemic rate.” CBS News. July 19, 2012. (Nov. 2, 2012) http://www.cbsnews.com/8301-504763_162-57475858-10391704/cdc-us-whooping-cough-cases-rising-at-epidemic-rate/
  • Diethelm, Pascal and Martin McKee. “Denialism: what is it and how should scientists respond?” European Journal of Public Health. Vol. 19, Issue 1. P. 2-4. 2009. via EuroPub. (Oct. 31, 2012) http://eurpub.oxfordjournals.org/content/19/1/2.full
  • Duggar, Celia W. “Study Cites Toll of AIDS Policy in South Africa.” The New York Times. Nov. 25, 2008. (Nov. 2, 2012) http://www.nytimes.com/2008/11/26/world/africa/26aids.html?pagewanted=all
  • The Flat Earth Society. (Nov. 1, 2012) http://theflatearthsociety.org/cms/index.php
  • Gross, Liza. “Doubt and Denialism: Vaccine Myths Persist in the Face of Science.” QUEST. Aug. 8, 2012. (Oct. 31, 2012) http://science.kqed.org/quest/2012/08/08/doubt-and-denialism-vaccine-myths-persist-in-the-face-of-science/
  • Lehrer, Jonah. “Why We Don’t Believe in Science.” The New Yorker. June 7, 2012. (Oct. 31, 2012) http://www.newyorker.com/online/blogs/frontal-cortex/2012/06/brain-experiments-why-we-dont-believe-science.html
  • McLeod, Saul. “Cognitive Dissonance.” Simply Psychology. 2008. (Oct. 31, 2012) http://www.simplypsychology.org/cognitive-dissonance.html
  • Mooney, Chris. “Made-up minds.” The Week. May 13, 2011. (Nov. 2, 2012) http://theweek.com/article/index/215257/made-up-minds
  • “Retracted autism study an ‘elaborate fraud,’ British journal finds.” CNN Health. Jan. 5, 2011. (Nov. 2, 2012) http://www.cnn.com/2011/HEALTH/01/05/autism.vaccines/index.html
  • Rettig, Jessica. “Fewer Americans see climate change a threat, caused by humans.” U.S. News & World Report. Aug. 26, 2011. (Nov. 2, 2012) http://www.usnews.com/opinion/blogs/on-energy/2011/08/26/fewer-americans-see-climate-change-a-threat-caused-by-humans
  • Strickland, Jonathan. “Top 10 Space Conspiracy Theories.” HowStuffWorks. (Nov. 2, 2012) http://science.howstuffworks.com/space-conspiracy-theory.htm

Hakkında Doğa D.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

zzsdc