Powered by free wordpress themes

kayseri escort samsun escort bodrum escort ankara escort ankara escort eskişehir escort porno izle izmir escort antalya escort ankara escort ankara escort ankara escort istanbul escort
Anasayfa / Felsefe / Machiavelli ve onun düşünceleri hakkında.

Powered by free wordpress themes

Machiavelli ve onun düşünceleri hakkında.

Özet: Bu yazı ünlü felsefeci Machiavelli ile ilgilidir. Onun düşüncelerine değinir, düşünceleri hakkında bilgi verir ve bu düşüncelerle ilgili yazarın kendi düşüncelerini de barındırır. Kaynak olarak Nigel Warburton’ın yazdığı ”Felsefe’nin Kısa Tarihi” adlı kitap kullanılmıştır.

*****************************************

Yazının Tamamı

Merhabalar. Bu yazıda Machiavelli hakkındaki düşüncelerimi açıklayacağım. Fikirlerini, fikirlerinin ne kadarını destekleyip ne kadarını desteklemediğimi açıklayacağım.
İlk önce Machiavelli’yi bilmeyen varsa buradan başlayalım. 3 Mayıs 1469’da Floransa’da doğdu ve yine Floransa’da 21 Haziran 1527 yılında öldü. ”Prens” adlı kitabı ile ünlüdür. ”Tilki Ve Aslan”la da tabii ki.
Machiavelli her daim dürüst, sözünü tutan biri olmanın iyi olmayacağını söylüyor. Yeri geldiğinde yalan da söylemelisiniz, sözünüzü de tutmayabilirsiniz, suç da işleyebilirsiniz. Peki bu ne kadar doğrudur? Sizce doğru mudur? Machiavelli bunları neden söylemiştir?
Bunları biraz açmak istiyorum. Machiavelli yukarıda söylediğim düşünceleri ”Prens” adlı kitabında anlatmıştır. Ancak bu kitap ona kötü bir şöhret kazandırmıştır. 1532 yılında basılmıştır bu kitap. Kimileri bu kitabı şeytani olarak gördü, kimileri gangsterliğin yol göstericisi, kimileri de siyaseti ve siyaset içinde nelerin döndüğünü anlamak için müthiş bir kitap olduğunu söyledi. Machiavelli bu kitabı Floransa’nın yaklaşık 10 km güneyinde bir çiftlikte yaşarken yazdı.

Machiavelli henüz gençken diplomat olarak atandı. Avrupa’daki seyahatlerinde kral, imparator ve dönemin papasıyla tanıştı. Fakat Machiavelli’yi asıl etkileyen bunlar değildi. Machiavelli’yi asıl etkileyen Papa VI. Alexander’ın gayrimeşru oğlu Cesare Borgia idi. Cesare Borgia acımasızdı. Ama Machiavelli Borgia’nın her şeyi doğru yaptığını ancak kötü talihine yenik düştüğünü düşünüyordu.
Sadece Borgia için değil Machiavelli için de aynı kör talih geçerliydi. Bu yüzden üzerine çok kafa yordu. Borgia’dan önce Floransa’yı yöneten Medici ailesi tekrar iktidara geldiğinde, Machiavelli’yi bir tehdit olarak gördüler. Medici ailesi onu kendilerini devirme planının bir parçası olarak gördüler. Ve onu zindana attılar. Daha sonra serbest bırakıldı ancak, çok sevdiği şehri Floransa’ya bir daha gidemedi. Böyle olunca diplomat olduğu günlerde iyi olan siyaset ilişikisi de kesilmişti.

Machiavelli’nin bu yüzden ”Prens” kitabını yazdığı da söylenir. Siyasi danışman olarak iş bulabilme ve dönemin iktidarını etkilemek için. İşte burada Machiavelli’nin düşüncelerinden bahsettiğim yere dönüyoruz. Çünkü ”Prens” bir liderin nasıl daha fazla iktidarda kalabileceği hakkındaydı. Onun ana düşüncesi liderlerin onun ”Virtû” olarak adlandırdığı şeye sahip olması gerektiğiydi. Bu kelime İtalyanca’da ”Mertlik” ya da ”Cesaret” anlamına gelir. Machiavelli başarının büyük oranda iyi talihe bağlı olduğunu düşünüyordu. Başımıza gelen şeylerin yarısı şans, yarısı da yaptığımız seçimlerin sonuçlarıydı ona göre. Ama talih hayatımızda büyük bir yere sahip diye de mağdur rolüne bürünmememiz gerektiğini söylüyordu. Çünkü her şeyi şansa bırakmıyordu. Yaşadığımız yerde bir deprem olabilir. Bu sizin şansınızdır. Doğa olaylarını siz belirleyemezsiniz. Ama yaşadığınız yerde depreme karşı tedbir alır, depreme dayanıklı binalar inşa eder, deprem konusunda bilinçli olursanız, bunları yapmamış kişilere karşı zarar görme şansınız daha az, hayatta kalma şansınız daha yüksek olacaktır.
Machiavelli buna bir örnek de göstermiştir. Bahsettiğimiz Cesare Borgia. Borgia, Orsini ailesinin onu devirmek istediğini anlamıştı. Ama anladığını belli etmemişti. Onları konuşma bahanesiyle kandırıp hepsini öldürttü. Sonuçta işini şansa bırakamazdı değil mi? Orsini ailesinin kendini devireceğini anladığında belki vazgeçerler ya da belki de yapmazlar deyip, hiçbir önlem almadan işi şansa bırakması doğru olur muydu? Machiavelli, Borgia’nın bu tutumunu iyi bir ”virtû” örneği olarak gösteriyordu.
Ben bunu sadece bir lider üzerinden düşünmüyorum. Bir birey olarak herkesin sergilemesi gereken tutum budur bence. Ama yanlış anlaşılmasın. Machiavelli’den ayrıldığım noktalar da var. Ben kendisinin bu talih ile ilgili düşüncesini doğru buluyorum. Zira bunu açıklarken verdiğim deprem örneği kulağa gayet mantıklı geliyordu. Ama Machiavelli’den ayrıldığım nokta ise şu. Machiavelli elde edilen sonucun, nasıl elde edildiğinden daha önemli olduğunu düşünüyordu. Yani sahtekârlık yaparak da başarılı olabilirsiniz. Bu ona göre gayet normal. Ama bana göre değil.
Verdiğim Borgia örneğinden Machiavelli’nin her koşul altında öldürmeyi onaylayan cani biri olduğunu çıkarmamız yanlış olur. Çünkü kendisi bunu desteklemiyordu. Borgia’nın o zaman içinde bulunduğu durum da bunu destekliyordu. Fakat bana göre öldürmek yerine daha hafif şeyler yapılabilirdi. Gerçekten birebir ölüme maruz kaldığınız ölüm tehlikesi ile Borgia’nın maruz kaldığı ölüm tehlikesi bir değil çünkü. Tamam ben de sonucu değil, sorunu ortadan kaldırmanın doğru olduğunu düşünüyorum ama bu bir can alma noktasına geliyorsa durum değişir. Can alma noktasına geldiyse, başka ihtimaller varsa mutlaka onlara gidilmelidir. Diyelim ki bir kavgadasınız, karşınızdaki insanın elinde bıçak var ve siz de hiçbir şey yok. Öncelikli olan şey kendimizi kurtarmak olmalıdır. Ve kurtulduğumuz zaman uzaklaşmak. Yani karşınızdaki insanın elinden bıçağı aldığınızda o zaman avantaj sizde diye onu öldürmek değil. Ama öldürmekten başka bir çareniz yoksa, başka bir kurtuluş yolu yoksa ancak o zaman öldürmeye başvurabilirsiniz. Öldürmekten başka bir çare olmadığı zamanlardaki öldürme ile Borgia’nın içinde bulunduğu öldürme durumu bu yüzden eşit değil. Borgia bir liderdi, istese Orsini ailesini zindanlara attırabilir tehlikeyi böyle de önleyebilirdi. Ama o işini garantiye almak için öldürmeyi seçti. Ama benim Machiavelli’den ayrıldığım başka bir nokta da bu işte. Elinde başka ihtimaller varken, öldürmeyi seçmeyi hiçbir şey haklı çıkaramaz. Zira Borgia’nın emrinde bir sürü insan ve imkan vardı. Sonucu değil, sorunu ortadan kaldırma konusunda Machiavelli ile aynı fikirdeyim fakat buna çözüm olarak, başka yollar ve imkanlar olduğu halde öldürmeyi seçme konusunda onunla aynı fikirde değilim. Ölüm bir istisnadır bu konuda.

Şimdi ”Tilki ve Aslan”a geliyoruz. Dediğim gibi bunu sadece bir lider açısından değil, tüm bireyler açısından inceleyeceğim. Machiavelli insanın güvenilmez, açgözlü ve iki yüzlü olduğunu düşünüyordu. Eğer iyi bir lider olmak istiyorsanız insan doğasını iyi bilmeniz gerekliydi. Ona göre korkulan lider olmak, sevilen bir lider olmaktan daha iyiydi. Fakat hepimiz idealin hem sevilen, hem korkulan olduğunu biliriz. Halkınızın sizi sevmesine bel bağlıyorsanız, işler kötüye gittiğinde sizi yarı yolda bırakabilecekleri tehlikesini de göz önüne alıyorsunuzdur o halde. Ama halknız sizden korkuyorsa, size ihanet etmeye cürret edemeyeceklerdir. İşte bu yüzden Machiavelli iyi bir lider olmak için insan doğasını iyi bilmek gerektiğini söylüyordu. İnsanları güvenilmez olarak gördüğü için bu lider formunu destekliyordu. Peki bu form size neyi çağrıştırıyor? Tarihteki diktatörler de böyle yapmamış mıdır?
Tamam insanın güvenilmez bir varlık olduğunu hepimiz biliyoruz. En yakınımızdaki insanların bile bazen çıkarları için bizi yarı yolda bırakabileceğini de biliyoruz. Sadık bir dost, sadık bir eş, sadık bir takım arkadaşı vb. insanları bulmak gerçekten zordur. Fakat bu ihtimaller var diye biz korku saçan biri olarak mı tanınmalıyız? Yani arkadaşlarımız bizimle, bizi sevdiği için, iyi bir insan olduğumuza inandığı için mi arkadaşlık etmeli yoksa bizden korktuğu için mi? İşte bu düşünceyi bireylere indirgediğimiz de olayların seyri değişiyor. Fakat biz ne yapmalıyız bir birey olarak? Etrafımıza korku mu saçmalıyız, iyi bir insan olmamızla ya da karakterimizle tanınmak yerine? Bence bizim yapmamız gereken şey her türlü ihtimalin farkında olmak ama yine de gerekmedikçe şiddete ya da korkuya başvurmamaktır. Bazı insanlara çok güveniriz evet. Hatta bazen ”herkesten beklerdim de ondan beklemezdim” deriz. İşte bu ihtimallerin her zaman gerçekleşebileceğini bilerek yaşamak, bu şüpheyi her zaman taşımak bir ihanete uğradığımızda ya da kötü bir şeyler olduğunda bir buhrana düşmemize engel olacak ya da o ihtimali azaltacaktır. Yani en yakınınızdan bile her şeyi bekleyin. Ama büyük ölçüde değil. Yani küçük bir şüpheciliğiniz olsun. Çünkü birine ya da bir şeye tam olarak güvendiğinizde, güveninizi yıkılmaz bir duvar haline getirdiğinizde, o güven duvarınız yıkılınca haliyle bu hiç beklemediğiniz bir şey olduğu için, bu ihtimalleri göze almayan, bu şüpheciliği taşımayan birine göre daha fazla yıpranıyorsunuz. İyi biri olun, sözünüzü tutmaya çalışın ama diğer insanların hata yapabileceği hep aklınız da olsun. Ama kendinize de her zaman tam güveniniz olmasın. Nasıl ki diğer insanlara tam güvenme konusunda şüphe besliyorsanız, çevrenizdekilere de kendinizin de zaman zaman hatalar yapabileceğini, tam güvenilir olmadığınızı gösterin. Machiavelli’nin bu görüşü lider olmayan insanlar için bence bu şekilde çalışır. Ama ben yine de hem sevilen, hem korkulan bir lider olmadan yanayım. Tamam insan doğasını değiştiremeyiz. İnsanlar bize ihanet edebilir diye despot bir lider olmanın da bence bir anlamı yok. Bir lider olsak bile yine bu şüpheciliği taşıyıp, iyi olmaktan ödün vermeyebiliriz. Diktatör, despot bir lider olmayı insan doğasını değiştemeyeceğiz gerçeği, insanların güvenilir olmaması gibi şeyler haklı çıkarmaz. Machiavelli önceden bahsettiğimiz gibi elde edilen sonucun, nasıl elde edildiğinden daha önemli olduğunu düşündüğü için bunu destekliyordu. Bir şey düzgün işlediği, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Ama Machiavelli doğru olup olmadığıyla değil, o şeyin işleyip işlemediğiyle ilgileniyordu. Tamam bir topluluğu kontrol altında tutmak için, liderlik koltuğunda daha fazla kalabilmek için, bir diktatör, korkulan despot bir lider olmak en işe yarayan yol olabilir ama doğru olan yol bu değildir. Şimdi hem birey hem de lider açısından bahsettiğim bu olay benim ”Tilki ve Aslan” hakkındaki düşüncelerimdi. Şimdi bunu açalım. Machiavelli tilkinin kurnaz olduğunu söyler ancak aslan kadar güçlü ve korkutucu değildir. Aslan güçlüdür, korkutucudur fakat tilki gibi kurnaz değildir. Her zaman bir aslan gibi güçlü ve korkutucu olmak her zaman işe yaramayabilir, tuzaklara düşebilirsiniz. Faka her ikisi de olursanız hem güçlü hem de kurnaz, tehlikeleri görüp, sezebilen biri ya da lider olursunuz.


Bir düşünce, her koşul altında aynı olmayabilir. Ya da yanlış olan noktaları, doğru olan noktaları, desteklediğiniz noktaları, desteklemediğiniz noktaları vardır. Bu yüzden bence bir şey öğrendiğimizde, bir düşünce ile karşılaştığımızda bunu mutlaka kendi mantık süzgecimizden geçirmeli, sorgulamalı, başkalarıyla tartışmalı, o düşüncede neyi destekleyip, neyi desteklemediğimizi ve bunları neden destekleyip, neden desteklemediğimizi de bilmeli, anlamalı ve tespit etmeliyiz. Bir düşünceyi desteklememiz onun her koşul altında doğru olabileceği anlamına gelmez. Ya da sevdiğimiz, düşüncelerini desteklediğimiz birinin söylediği her şey doğru olacak diye bir şey de yoktur. İnsanlar yanılabilirler. Şimdi yazının sonuna yakınız. Machiavelli eğer amacımıza merhmet göstererek, doğru bir yoldan ulaşabiliyorsak bunu yapmamız gerektiğini söylüyor. Ama yapamıyorsak diğer yollara başvurabileceğimi söylüyor ki satırlardır bahsettiğim ”Tilki ve Aslan” olayı bu. Ben bu olayı bireye indirdiğimde liderin de aynı şekilde davranabileceğini söylemiştim. Şimdi son olarak bununla noktalamak istiyorum. Machiavelli gündelik hayatta insanlara güvenmenin başka bir şey olduğunu, bunun bir devleti yönetirken ayrı olduğunu düşünüyor. Yani o küçük şüpheciliğin liderde olması gerektiğini söylüyor. Ama bana göre bu ”güven” kavramının derecesiyle ilgili. Ki daha önce de söylemiştim. Bu küçük şüphecilik, ”güven” kavramının tam olarak oluşmasını engeller, ki bundan daha önce de bahsetmiştim. Yani ”Tilki ve Aslan” olayını hem lider olmakta hem de sıradan bir birey olmakta ele aldım. Desteklediğim taraflarını söyledim, desteklemediğim taraflarını söyledim. Eklemeler de yaptım. Umarım beğenmişsinizdir. Umarım felsefeyi rezil etmemişimdir. Sizin de görüşlerinizi ve yorumlarınızı beklerim. Saygılar.

Hakkında tnhnkz1

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir