Yazı Dizileri

Müzik Türleri – 2 Caz Müzik

 Caz Müzik

ÖZET: New Orleans ve Mississippi’ye köle olarak getirilen Afrikalı siyahiler tarlalarda kendi yörelerinin tonal esintilerini taşıyan, o yöreye ait şarkılar söylemeye başlamasıyla tarih sahnesinde cazın ilk notalarını görüyoruz. 1800’lü yıllarda özgün, karmaşık ritimlerin ve enstrümantal olarak melodik özelliği olmayan ahşap müzik aletleri karşımıza çıkıyor. Bu dönemin melodilerinde zamanla pentatonik ve beş sesin yer aldığı gamlar kullanılmıştır. Bu dönem kullanılan Pentatonik gam Blues Müziğin de temelidir.

Caz müziğin tarihinde aslında sadece acılar yatmaktadır. Afrika’dan zorla getirilen bu insanlar, kilise zulmünden, baskı ve ötekileştirmeye karşı bir haykırış olarak bu müziği yapmışlar, danslar yaratmışlardır.

Afrikalı kölelerin tarlalarda çalışırken söyledikleri şarkıların temelinde Ragtime türü vardır. Bu cazın ilk adımı olarak kabul edilir. Caz’ın ikinci adımı ise Blues tarzı müziktir. Üçüncü adım olarak hot jazz karşımıza çıkıyor, hot jazz, Caz müziğin sahnede icra edildiği şeklidir. Dördüncü ve son adım Swing’tir bununla birlikte caz gelişimini tamamlamıştır. Bu son aşamada klasık müzik eserleri caz müziğine dâhil olmuştur.


 

İlk ortaya çıkışından günümüze dek, caz 19 ve 20. yüzyıl Amerikan popüler müziğinden etkilenmiştir. Caz müzik ilk olarak New Orleans- Mississippi’de ortaya çıkmış olsa da isimlendirilmesi ve terim haline gelmesi batı kıyısında Chicago’da 1915’lerde yapılan müziği tanımlamak için kullanılmıştır.

Cazı bir forma sokup tanımlamak oldukça zordur. Ragtime’dan günümüzdeki Fusion akımlarına kadar değişkenlikleri bünyesinde tutuyor. Onu bir sanat müziği formu olarak tanımlamak çok daha doğru olabilir.

  1. yüzyılın başında Avrupa sazlarını çalmayı öğrenen siyahiler. Güney Amerika, Karayip ve diğer köle kısmının tınılarını melodilerini, salon müziği olarak piyano ile icra etmeye başlarlar. Siyah köleler “harmonik” tarzları öğrenerek kendi müzikleriyle harmanladılar.

1890-1910 arası (Ragtime)

Erken müzik tarzlarından biri olan Ragtime cazın Güney Amerika’da  gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Ragtime müziği tamamen Piyano için bestelenirdi. Sol el ile sabit olarak “boom-chic” bas akorları uygulanırken sağ el ise ritmi değiştirerek melodiyi çalardı. Buna “ ragging” denirdi. Scott Joplin, Artie Mathews ve James Scott en önde gelen isimlerdir.

Blues
Blues için daha sonra daha detaylı bir yazı yazacağım. Ragtime gibi Blues da caz müziğin gelişimine katkıda bulunan önemli bir tarzdır. Etkileyici ve vokal geleneğine bağlı Blues parçaları 20’nci yüzyıl başındaki Afro-Amerikan insanların duygu ve hikayelerini anlatır.

Blues sadece bir müzik türü değildir aynı zamanda o zamanki Afro-Amerikalıların hayat biçimidir. Blues yorumcuları gitar, piyano, mızıka eşliğinde söylerler.

Louis Armstrong

1917-1920 ( Dixieland)

New Orleans cazı bir başka deyişle klasik caz, Ragtime ve bluesun etkileriyle doğdu. Caz büyük popülarite kazandığı için kuzeyde New Orleans’tan Chicago’ya, New York, Kansas ve orta kesimde Midwest’ten Kaliforniya’ya yayıldı.

The Original Dixieland Jazz Band bu döneme adını vermiştir. Grup bu tarz ilk kaydını 1917 de yapmıştır ve bu plak uluslararası tutulmuştur.

Bu dönemde herkes için ortak çalgılar trompet, kornet, klarnet, saksafon ve trombondur. Ritim kısmında banjo, piyano, davul, yaylılar ya da tumba etkili olmuştur. Bu tarz genellikle enstrümantal (sözsüz) olarak icra edilirdi.

Bu dönem bize çok büyük ustalar bahşetmiştir. Trompette Louis Armstrong ve Bix Beiderbecke, piyanoda Jelly Roll Morton, trombonda Edward ”Kid” Ory, klarnette Sidney Bechet. Grup lideri olarak trompette King Oliver ilk akla gelenlerdir.

 

 

1920’ler (Erken Big Band Müzik)

Dixieland’ın gelişmesi ve popülaritesinin hızla yükselmesiyle 10 veya daha fazla kişiden oluşan orkestralar caz müzik yapmaya başladı ve bu dönemi doğurdu. Bu orkestralara Big Band adı veriliyordu.

ENSTRUMANTASYONLAR:

1-Pirinç grubu (trompet ve trombonlar)

2-Pefes grubu (saksafonlar ve kimi zaman klarnet)

2-Ritm grubu (piyano, bas, davul, gitar ve daha sonraları vibe)

*Big Band aranjmanları çoğunlukla “Standard” bir formu takip eder.

 

1930‘lar–1940’lar (Big Band patlaması)

Big Band ikinci dünya savaşına karşın 30’lar ve 40’larda popülaritesini arttırdı. Müzisyenler bar ve kulüplerde saatlerce süren performanslar sergilediler. Bu dönemde radyonun yaygın hale gelmesi Big Band’i insanların evlerine kadar getirdi.

Örnek vermek gerekirse klarnetçi Benny Goodman, tromboncu Tommy Dorsey, klarnet ve saksafoncu Jimmy Dorsey, tromboncu ve aranjör Glenn Miller (resmi yukarıda), piyanist ve besteci Duke Ellington ve daha pek çoğu, tabii eşlik eden usta yorumcuları da unutmamak gerek destansı Billie Holiday, diva Ella Fitzgerald, Bing Crosby, Frank Sinatra gibi.

 

1940‘lar–1950’ler (Bebop)

Cazın çok fazla formu olduğunu söylemiştim ki bunu burada da görebiliyoruz. Bebop, Big Band’in tam tersidir, en fazla 10 kişiden genellikle 6 kişiden oluşan gruplar icra etmiştir. Bebop müzisyenlere  daha fazla solo imkanı tanıyordu. Müziğin kendisi çok karmaşık melodi ve akorlardan oluşuyordu, Bebop daha çok dinlemeye yönelik dansa uygun olmayan bir tarz idi.

Bebop’un gelişmesine trompetçi Dizzy Gillespie ve alto saksafoncu Charlie Parker ön ayak olmuştur. Düzenli tarz Big Band müziği aksine düzensiz uzun ve kombine swing tarzı melodiler ortaya koymuşlardır.

Diğer akla gelen Bebop ustaları saksafoncu Sony Stitt, Dexter Gordon, gitarist Kenny Burrel, Tal Farlow, piyanist Oscar Peterson, Bud Powell, Thelonius Monk, basçı Charles Mingus‘tur.

 

Cool Jazz:

Cool jazz’ın Debussy ve Stravinsky’nin harmonilerinden etkilendiği söynelenebilir. Bebop ile aynı zamanlarda çıkmıştır ama ondan daha yumuşak ve güçlü bir tarza sahiptir. Yıllarca popülaritesini yitirmeyecektir.

Bu tarzın en önemli iki ismi trompetçi Miles Davis ve piyanist, besteci-aranjör Gil Evans’tır. Diğer önemli müzisyenler arasında saksafoncu Garry Mulligan, Lee Konitz, trompetçi Chet Baker, gitarist Wes Montgomery, piyanist Dave Brubeck sayılabilir.

 

Latin Jazz (1930’lardan günümüze):

Latin etkisindeki caz Latin dans ritmlerinin caz melodileri ile kombinasyonu ile karakterize edilir. Amerikan müziğine Latin ezgilerinin etkisi 30’larda başlamıştır. 50’ler ve 60’ larda bu etki tam manasıyla mambo, cha-cha, samba ve bossa-nova gibi Latin dans ezgilerinin etkisiyle güçlenmiştir. Samba ve Merenque tarzları bugünde Amerikan müziğinde etkisini sürdürmektedir

Kimi grup liderleri bu müzikten etkilenmişlerdir örnek olarak, Dizzy Gillipsie ve Stan Kenton, saksafoncu Stan Getz- Coleman Hawkins

 

Free Jazz (1960-günümüze dek):

Yeni form arayışlarını, denemelerini kategorize etmek üzere kullanılan bir terimdir. Deneyseldir. Daha önce kullanılmayan tınılar, tonlar denenir. “Orta Doğu, Çin, Hindistan”. Müzisyenler emprovize bir şekilde çalarlar. Çoğu  zamanda planlanmış, organize olunmuş bir kaos tadı, hissi verir.

Bu tarza öncülük eden iki önemli isim saksafoncu Ornette Colemann  ve piyanist Cecil Taylor’dır. Diğer akla gelenler piyanist Muhal Richard Abrams, Carla Bley’dir.

Fusion (1970’lerde günümüze):

Ağırlıklı olarak elektronik bir müziktir. Rock ritimlerinin kombinasyonu ile Synthesizer’lar, elektro baslar ve gitarlar içerir.

En çok bilinen Fusion müzisyenleri, piyanist Chick Corea, Herbie Hancock (yanda), gitarist Pat Metheny ve basçı Stanley Clarke’dır. Başarılı Jazz-Rock grupları ise Weather Report, Chicago, Blood, Sweat and Tears ve Chase’dir.

 

CAZ’IN TÜRKİYE SERÜVENİ:

İstanbul’a caz Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan, Osmanlının son dönemlerinde İstanbul işgal altındayken geliyor. Söylentilere göre “caz yapma” gibi negatif deyimlerin altında işgal altındaki İstambul’un tarihi yatıyor. Dönüm noktası ya da varlığını legalleşmesi 1955’te Hilton otelinin açılmasıdır. O dönemde otelin seçtiği müzik gündemi belirliyor ve Hilton cazı tercih ediyor ve caz sınıf atlamış oluyor. 1970’lerde sadece caz değil genel olarak batı müziği çalan mekânların popülaritesinde düşme meydana geliyor. Politik nedenlerin de sebep olduğu biliniyor. Bu dönemde artık mekânlarda daha fazla arabesk müziğe rastlanır hale geliyor. 1980 sonrasında arabeskin yükselmesi ciddileşiyor.

1990’da Caz farklı bir şekilde geri dönüyor. 1980’de BİLSAK (BİLİM SANAT KÜLTÜR KURUMU) dönemin BİLSAK başkanı Mustafa Kemal Ağaoğlu, Bilsak binası içinde “ jazz center “ açtı.

1985’te 1. ULUSLARARASI BİLSAK CAZ FESTİVALİ yapıldı.

1991’de AKBANK CAZ FESTİVALİ ardından birkaç sene sonra 1994’te İSTANBUL CAZ FESTİVALİ başladı.

Türkiye’nin hâlâ caz kültürünü bu festivaller devam ettirmektedir. Özellikle İstanbul’da bulunun caz kulüplerinde o ruh yaşatılmaya devam ettiriliyor. Müzisyenlerin tam anlamıyla sahnede özgür olduğu bu müzik türünü sizlere elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Serinin diğer yazılarında görüşmek üzere hoşça kalın.

Glenn Miller

 

 

 

 

 

 

 

 

LEAVE A RESPONSE

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Prof. Dr. Sabahattin Zaim Anadolu Lisesi/ BİLİM KURGU, BİYOLOJİ, MÜZİKOLOJİ, MÜZİK